10 Temmuz 2024 Çarşamba

HACI KEMÂL AKDENİZ EFENDİ'NİN İRŞÂD USÛLÜ

 


Efendi Babamız Hacı Kemâl Efendi hazretlerinin sohbetlerine Avâm'dan,Dervişân'dan,Ulemâ'dan,Havas'dan bir çok kimseler katılırdı. Efendi hazretlerinin Avâm ile olan sohbetleri genellikle Şeriat-ı Garrâ'ya uymanın gerekliliği, namaz, abdest, oruç, zekât, ana baba hakkı, akrabâ ilişkilerinin devâmı gibi insanlara farz olan ibadetlerin lüzumu ve evâmir-i teklifiyye'ye riâyetin lüzûmu noktasında olurdu...

Kendisine müntesîb olup dergâh(zikir meclislerine) berdevâm olan Tâlipler ve Dervişân ile olan sohbetlerinde ise Tarikât-ı Âliyye'nin Edeb,Erkân ve Ahkâmına yönelik mevzulara değinir; Zikrullâh'ın lüzûmundan, fâidelerinden, hizmetin ehemmiyetinden, nefsin hilelerinden,Şeytânın desîselerinden,Evliyaullâh'ın hayatından ve menkıbelerinden bahisle Dervişlerine pend-ü nasihât ederek gönül pınarlarının çağlamasını sağlarlardı...

Şeyh Efendimiz Hakk'a Kurbiyette belirli bir menzile gelmiş, yetiştirmiş olduğu Dervişân, Nakib, Nukabâ gibi seçkinlerle de Tevhid ilminin inceliklerine,esrâr-ı tarikâta,Vahdet-i vücûd ve şuhûda ait mevzulara dâir sohbetler ettiğini yol büyüklerimizden işittik. 


Mükemmel bir kemâlatın neticesi olabilecek bu irşâd metodu aslında Efendi hazretlerine teselsülen gelen bir geleneğin tezâhürüydü. Sohbetine gelen, kendisiyle hasbihâl eden yediden yetmişe herkesin Zat-ı Âlî'sinden bir nasîbi olurdu.
Heybet, Muhabbet, İhlâs,Feyz, O mübâreğin Meclisi'nin baş argümânıydılar. 

Efendi babamız kapı kapı dolaşıp kendisine mürid arayan zamane Şeyhlerinden değildi. Dervişliğin ezelî bir nasîb ve istidâd olduğunu söyler ve kendisine ezelde emânet edilen cânların irşâdı;gerek dünyevi gerekse uhrevî müşküllerini hall-u âsân etmek için sây-u gayret gösterirdi. 

Tarikât-ı Âliyye'nin Ahkâmına, Erkânına, zikir meydânının teşrifât ve kâidelerine mükemmel bir vukûfiyetleri vardı. Sâliklerinin, Çavuş, Nakîb ve diğer vazifeli evlâdlarının mânevi terakkisi için lüzumlu olan evrâd ve ezkârın tâlimi ve tâkibi konusunda müthiş titizlik gösterirlerdi.Ervâh-ı Kudsiyye sâhibi olması ve Cenâb-ı Risâletpenâh Aleyhisselâm Efendimiz'den ve dahi Pirân-ı İzâm'dan irşâda memur kılındıkladından ve bu vazifeye bizzât Talib olmadıklarından Zât-ı Âli'leri mânen çok yardım gördüklerini söylerlerdi. Dervişlerden kendisi vermediği halde bazı zikirleri vird edinenleri Hakkın inâyeti ve sır gözü ile bilir, emirsiz ve usulsüz iş yapılmaması konusunda gerekli ikâzlarda bulunurlardı.... 

Pîrimiz Seyyid Ahmed er-Rufâi kuddise sirruhu hazretlerine bir defasında "Evliyâyı nasıl ta'rif edersiniz ?" diye soruldu, cevâben:

"Zarif ve latif kelâmı ile ikrâm eden, güzel ahlâkı ile emsâl olan, aydın ve nûrlu yüzü ile huzûr veren, cömertlikte öncü, eli ve kalbi tok olan, şikâyeti ve itirazı az, tevekkül ve tefekkürü çok olan, kendisinden özür dileyenin özrünü kabûl eden, mahlûkata merhamet ve şefkati kemâl bulmuş, günahkâr ve inatçı kişilerle olan muamelesinde sabırlı ve hâdi olan kişidir." buyurdu.

İşte Şeyh Efendimiz Hacı Kemâl Akdeniz hazretleri;yaşantısı, sohbetleri, hâl ve ahvâliyle bu târifi isbâtlayan ve bu tâ'rifin mücessem hâli olan Kibâr-ı Evliyâullâh'dan bir Şeyh-i Azîm ve Mükemmil idiler... 

Rabbim şefaâtlerine bizleri mazhâr eylesin.... 

Mânevi Evlâdları/ Kırıkkale Kâdiri-Rufâi Dergâhı

13 Kasım 2023 Pazartesi

KÂMİL BİR MÜRŞİD'İN PORTRESİ

 

Şüphesiz ki kâinâtın hilkâtından gâye Muhammed Aleyhisselâm Efendimiz ve onun vârisleri olan İnsân-ı Kâmil sıfatına hâiz olan Ulu Veliler'dir. 

Velâyet hâlinin mikyası ise ittibâ-ı Kur'ân ve Temessük-ü sünnettir... 

İşte bu verâset-i Enbiyâ olan Şeyhlik makâmının nâdide güllerinden Hacı Kemâl Akdeniz Efendi hazretlerinin yüce ahlâkı ve Azim seciyelerinden bahsederek Kâmil bir Mürşid'in mânevi portresini çizmeyi murâd eyledikki zihinlerde Şeyh nasıl olunur; Hâdim'ül fukara kime derler mâlum olunmuş olsun.... 

Efendi hazretleri dış görünüş olarak;orta boylu, beyaz tenli, kaşları hilâl gibi, gözleri siyâh ve mübârek sakalı Sünnet-i seniyyeye uygun, bıyıklarını kısaltır, temizliğe ve düzene ehemmiyet verir kısaca görenlerde heybet uyandıracak bir melâhatte idiler... 

Dergah dışında sarık sarmaz, halkın içinde yaşına uygun kıyafetlerle dışarı çıkar ve tarikat kisvesi ile halkın arasına karışmayı tercih etmezdi. Başı açık gezmez muhakkak surette Takkesi başında olurdu.... 

Yürüdüğü vakit hızlı adımlarla ve vakur bir şekilde yürür daima ayak uçlarına bakarak yol alırdı... 
Mübârek şivesi tatlı ve hızlı bir şekilde konuşurdu. Ayakkabısı daima boyalı, giymiş olduğu mestlerin üzerine çorap giyerdi. 

Siyasete asla karışmaz, Dervişlerinin karışmasınada müsade etmezdi... Ümmeti Muhammed'e dâim nasihatte bulunur şer-i şerife riâyet noktasında tavsiyelerde bulunurdu... Dünyâya ve dünyâ malına tamah etmez, fakir dervişler ile zengin olanları ayırt etmezler idi... Gençlere büyük ehemmiyet verir ve onlara Ana babaya itaat ve namaz hususunda titiz olmaları konusunda tavsiyelerde bulunurlardı... 

Şöhretten ictinâb eder ve bunun Âfât olduğunu dâima dile getirirler idi... 

Zikrullah öncesi mutlaka bir sohbet açar ve orada dinleyenlerin gönüllerinde feyiz pınarlarının coşmasına vesile olurlar idi... 

Zikrullah'ta Âdâb ve Erkân'a büyük ehemmiyet verir ve edeb dışı harekete aslâ müsâmaha göstermezler idi... 

Sâir zamanlarda mübârek hânesinin kapısı dâima herkese açık , bilhassa dervişlerinin tüm sıkıntılarının ve hâcetlerinin giderildiği mücerreb bir şifâhane idi...

Dervişlerinin rüyâlarını dinler, onların mânevi terakkisi için yine mânevi reçeteler sunâr,makamının gerektirdiği evrâd ve ezkârı onlara tâlim ederler idi... 

Büyük küçük demeden herkese "Efendi"diye hitâb eder ve kimsenin sadece ismini zikretmezler idi.... 

Efendi hazretlerinin bulunduğu mecliste boş kelâm edilmez, hele ki orada hazır olmayan kimselerin aleyhinde konuşmaya kimse cesaret edemez idi... 

Sofra kurulduğunda iki diz üzere edeb ile oturur besmele çekerek tuz ile yemeğe başlar ve teenni ile küçük lokmalar halinde yemek yerler idi... Yemekten sonra Gülbank çekerler ve sofra duasını okumadan sofradan kalkmazlar idi... 

Çay faslında Tekke âdeti olan Semâver ilâhisini okutur ve kısa bir Zikrullahtan sonra çay içilir idi.... Çayını limon suyuna batırılmış şeker ile kıtlama olarak içmek âdeti idi... Kendisi 3 bardak çay içerler idi.... 

Seyâhate çıkılacağı vakit yanına iğne, iplik, çakı v. s gibi malzemeler alır ve bunları taşımanın sünnet olduğunu zikrederler idi... 

Yanında beraber seyahat eden dervişlerini dâima gözetir onların rahat etmesi için elinden geleni yaparlar idi... Yatılacağı vakit onları en rahat yere yatırtır kendisi yer yatağı ile iktifâ ederler idi... 

Seyahete çıkınca kaç gün giderse gitsin abdest ve tuvalet ihtiyacının kendisinden gittiğini ve bunun Hakkın bir lütfu olduğunu tahdis-i nimet olarak zikrederler idi... 

Sohbetine Âlim, Ârif, Avâm kim gelirse gelsin hepside hissemend olurlar idi... 

Yetiştirdiği dervişler edeben huzurlarında başları önlerinde âdeta komutan önündeki askerler gibi idiler... 

Dervişlerin ilmi yönden terakkisi için Eserler yazar, Zikrullahta söylenmesi için ilâhiler kaleme alırlar ve evlerin mânevi muhafazası için duvar levhaları yazarlar idi...

Ezcümle, Hacı Kemâl Efendi hz.leri yeri doldurulmayacak Mümtâz, Necîb, Âlim, Ârif, Zarif, Nâif,Müttakî Ulu blr Meşâyıh idi... 

Rabbim cümle sevenlerini Şefâatletine nâil eylesin.... 

Kırıkkale Kâdiri-Rufâi Dergâhı
Mânevi Evlatları

4 Ağustos 2020 Salı

ŞEYHLER SADAKA ALMAZLAR!


***Rivâyet edilir ki: H.Kemal Efendi hz.leri İstanbulda iken misafir kaldığı hâne devamlı ziyâretçi akınına uğrar ve gelen kimseler Şeyh Efendi'nin kendi evlerinede gelmesini ısrarla talep ederlerdi.Efendi hz.lerinin bir evde kurduğu sohbet ve zikir meclisinden sonra orada bulunan varlıklı birisi, Şeyh Efendiyi Para ile Mevlüt okuyan hocalarla karıştırmış olsa gerek ki Efendi hz.lerinin cebine para sokmaya çalışır.H.Kemâl Efendi birden Celâllenerek elinin
tersi ile adamı yitmiş ve kendisine:"Şeyhler sadaka almazlar" diye hayli kızmıştır..Güyâ kendince iyilik yapmaya kalkan o kişide oradan çıkıp evine doğru gitmiş,Şeyh Efendide dervişinin evinde birkaçgün misafir kaldıktan sonra Kırıkkale'ye dönmüştür.O günden sonra karnı şişmeye başlayan o kişi ,manen tokat yediğini idrak etmiş ve hemen Efendi hz.lerinin bir Dervişini arayarak:"Ne olur Şeyh efendiye söyleyin ben bilmeden onu incittim,çatlayacağım,bana hakkını helâl etsin" diye yalvarmaya başlar.Telefonla arayarak H.Kemâl Efendi hz.lerine durum arz edilince Efendi hz.leri "Tamam Hakkımı helâl ettim.Birdaha aynı hatayı yapmasın" diye tenbihte bulunurlar. Daha sonra karnındaki şişlik gidip iyileşen o kişi bu hadiseyi İstanbul'da her tanıdığı eşe dosta anlatmış ve Efendi hz.lerinin ne büyük bir zât olduğuna bizzât şahid olduğunu beyân etmişlerdir... 

Evliyâ'ya eğri bakma 
Kevn-i mekân elindedir!

MEYHÂNE'DEN TEVHİDHÂNE'YE..


***Rivâyet edilir ki: İçki müptelâsı olan bir kimse birtürlü bu illetten kurtulamıyor ve günlerce meyhanede sabahladığı oluyormuş.Bir gün rüyasında güvercinlerin Allahı zikrettiklerini görmüş ve aynı rüyâda Hz.Peygamber aleyhisselâmı görünce ,Efendimiz kendisine Terzi Sadık Efendi'yi takip etmesini ve onun gittiği yere gitmesini ferman buyurmuşlardır. Rüyadan uyanan o kişi aynı caddede esnaflık yapan Sadık Efendi'ye gelip rüyâsını anlatmışlar, Sâdık Efendi de kendisini H.Kemâl Efendi hz.lerinin sohbet meclisine götürmüşlerdir.Şeyh Efendiyi görüp samimi bir tevbe eyleyen o kişi Efendi hz.lerinin samimi dervişânı arasına girmişlerdir...Efendi hz.leri kendisine sakal bırakmasını söylemişler ve ona devamlı latifeler yaparak gönlünü şen etmişlerdir....

1 Mart 2020 Pazar

RÜYÂSINI UNUTAN HANIM!...


***Rivâyet edilir ki: H.Kemâl Efendi hz.lerinin Erkek Dervişlerinden birisinin kız kardeşi,Şeyh Efendiye intisâb edip ders almak ister.Ağabeyi birgün Şeyh Efendi evlerine zikrullah için geldiğinde durumu arz eder.Efendi hz.leri dervişâna zuhurât ve istihare olmadan biâtlarını almadığından,kardeşini yanına getirmesini söyler.Kız kardeşi içeriye girince, Şeyh Efendi:"Kızım sen beni daha önce hiç gördün mü?" diye sorar. " Hayır Efendim,ilk kez görüyorum sizi" cevabını alınca, Şeyh Efendi tekrâren :"Kızım iyi düşün,sen beni daha önce gördün mü?" diye sorar.Yine aynı cevâbı alınca, o hanımın biâtını almadan sadece ders vererek çalışmasını söyler...Hanım derviş odadan çıktığında Şeyh Efendi,Ağabeyine dönüp tebessüm ederek :"Şaşkın! Dün gece rüyâsında pişi( hamur kızartması) dağıtıyordu.Bende yanındaydım.Gördüğü rüyâdan haberi yok!" der.Şeyh Efendi gittikten sonra Ağabeyi kız kardeşine :"Kardeşim dün gece sen rüyânda pişi dağıtmışsın,Efendimde yanındaymış"  deyince;kız kardeşinin aklına rüyâ gelir :" Ağabey! Dün gece rüyâmda pişi dağıttım ve Şeyh Efendiyi orada gördü idim,unutmuşum.Sen söyleyince aklıma geldi" diyerek şaşkınlığını izhâr etmiştir.

 H.Kemâl Efendi hz.leri Cümle müridânı ,Hakkın kendisine bahşettiği Mevhibe ile kontrol altında tutardı.Çoğu zaman rüyâ gören ihvân daha rüyâlarını anlatmadan kendilerine açarlar ve dervişânı hayrette bırakırlardı...

28 Şubat 2020 Cuma

KOSOVA'DAN GELEN TÂC-I ŞERİF...

Rufâi Tâc-ı Şerifi

***Rivâyet edilir ki: H.Kemâl Efendi hz.leri, 1971 yılında Hac farizâsını edâ ederken Kosovalı bir derviş ile tanışırlar.Şeyh Efendideki ilim ve kemâlata hayran kalan Kosovalı Derviş, kendisine :"Efendi hz.leri! Balkanlarda Tarikat ve Tasavvuf ilminin sadece zâhiri kaldı.Sizin gibi bu işin ehli olanlar yok.Fakat Hırkâ-Tâc gibi âdetler orada devâm ediyor.Kosova'ya döndüğümde size orada bir Rufâi Tâc-ı Şerifi yaptırıp göndermek istiyorum" demişlerdir.Bunun üzerine H.Kemâl Efendi hz.leri Kosovalı Derviş'e teşekkürle mukâbelede bulunmuşlardır...

Hac farizası bitmiş,tüm hüccâc memleketlerine avdet etmişlerdir.Aradan birkaç ay geçtikten sonra Polisler araçlarla H.Kemâl Efendi hz.lerinin evine gelerek ,kendisiyle emniyete gelmesini söylerler.Şeyh Efendi'ye ısrarla,"Sizin Kosova'da bir tanıdığınız varmı ?" diye sorarlar.Şeyh Efendi Hac'da tanıştığı Kosovalı Derviş aklına gelmez ve "tanıdığım yoktur" diye cevap verirler.- Sonradan öğrenildiğinde göre; "Kemal Akdeniz" adına Kosova'dan ahşap bir sandık Postaneye gelmiş,Postane görevlileri o zamanki yaşanan anarşi v.b durumlardan dolayı içerisinde bomba olabileceğini düşünerek Emniyet'e bildirmişlerdir.Polisler sandığı tornavida ile açmaya uğraşmışlar fakat korkudan tamamen açamamışlardır- Polisler H.Kemâl Efendi hz.lerinin eline Çekiç ve Tornavida vererek kutuyu açmasını istemişlerdir.Efendi hz.leri tornavidayı eline alınca Polislerin hepsi odadan kaçmışlar ve kapıyı kapatmışlardır...Nihayet kutuyu açan Kemâl Efendi içinden çıkan Rufâi Tâc-ı Şerifini görünce aklına Hac'da tanıştığı zât gelmiş ve mevzuyu anlatmışlardır.
Malesef çok güzel olarak hazırlanmış bu Tâc,Polislerin kutuyu zorlaması neticesinde zedelenmiş ve kullanılamaz hâle gelmiştir.

 Şeyh Efendi hz.leri bu olayı ve Polislerin nasıl kaçtığını zaman zaman ihvâna anlatırlar ve gülerler idi...

22 Şubat 2020 Cumartesi

YEMEĞİN BEREKETİ...


***Rivâyet edilir ki: 1991 yılında Hacı Kemâl Efendi hz.leri,mutâd zikrullah için dervişleri hânesine davet eden Örgücü Bilâl Efendi'nin evine gitmişlerdir.Kırıkkale ihvânı zikrullah öncesi sohbet ederlerken Kayserili Dervişler bir minibüs tutarak Kırıkkale'ye Hacı Kemâl Efendi hz.lerinin evine gelmişlerdir.Kapıyı çalınca Efendi hz.lerinin Evde olmadığı ve Bilâl Efendi'nin evine gittiği söylenince Hacı Annemizi de alarak Bilâl Efendi'nin evine gitmişlerdir.Şeyh efendi ve Kırıkkaleli dervişân gayet mesrûr olup güzel bir zikrullâh icrâ edilmiştir.Dervişân için sofra kurulmuş fakat hesapta olmayan misafirlerin gelmesinden dolayı ,yemek yetmezse mahcub oluruz ,diye çekinen Bilal Efendi'ye Hacı Kemâl Efendi hz.leri seslenerek :"Bilâl Efendi! Tencereleri buraya yanıma getir" buyurmuşlar ve içerisine bereket duâsı okumuşlardır.Dervişân ne kadar yediysede yemeği bitirememişler,hattâ tencerede yemekte kalmıştır.O esnâda Şeyh Efendi tebessüm ederek:"Yâ evlâdım! Peygamber efendimiz aleyhisselâm buyuruyor ki,bir kişinin yemeği iki kişiye; iki kişinin yemeği üç kişiye yeter" buyurmuşlardır...Akabinde Çay gelmiş ve Zakirlerin çay ilâhisine başlaması ile güzel bir sohbet zikri yapılmıştır....

Bu diyardan geçti bir merd-i meydân 
Himmet et bizlere ey Kemâl Sultân! 
Senin gibi görmez bir daha cihân 
Himmet et bizlere ey Kemâl Sultân! 

Sorarsan evliyâ hâk-i pâyidir 
Aslına bakarsan Kenz-i mahfidir 
Benim şeyhim ölmez elân diridir 
Himmet et bizlere ey Kemâl Sultân! 

Ceddi Mustafadır Ahmed-i Muhtâr 
Yolu Hakkın yolu tarikı şuttâr 
Çeşmi leyli idi vücûdu nehâr 
Himmet et bizlere ey Kemâl Sultân! 

Sefil mahlasıyla yazdı nâmeler 
Okunurdu dâim şendi hâneler 
Dervişoğlu nerde ol divâneler 
Himmet et bizlere ey Kemâl Sultân!