24 Eylül 2019 Salı

SENİ GÖNDEREN BANA NİYE HABER VERMEDİ?..

"Festakîm kemâ ümirte"-Ayet

***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.lerinin evine sabah erken saatlerde bir kişi gelmiş ve kapıyı çalmıştır.H.Kemâl Efendi hz.leri bu zâtı içeri buyur etmişlerdir.Bu zât kendisini Abdulkâdir Geylânî hz.lerinin gönderdiğini ve kendisinden icâzet alması gerektiğini söyleyince,Hacı Kemâl Efendi bu kişiye:"Oğlum! Seni gönderen bana niye haber vermedi!.Tepeden inme hilâfet ve icâzet alınmaz buyur dervişliğe intisâb edib hizmet edeceksen gel" demişlerdir.Bu şekilde cevap beklemeyen o kişi müsâde alıp gitmişlerdir...

 Efendi hz.lerinin vefâtından yıllar sonra Medine'de yaşayan bu zât bir kitap yazmış fakat Kemâl Efendi hz.leri ile ilgili yaşadığını biraz farklı anlatmıştır.Fakir, 2003 yılında kendisine mâil yolu ile ulaştım ve bu mesele hakkında bazı sorular sordum mukabilinde çok tatmin etmeyen cevablar aldım.Mâiller hâlâ elimizde mahfuzdur.Kısaca Sanal ortamda her yazılana ve söylenene inanmamak gerekir.Hele ki söz konusu bir Meşâyıh ise dikkatli olmak kişinin kendi menfââtinedir....

 Bu zâtın kendi yazdığı kitapta Efendi hz.leri ile olan bölüm şöyledir:

 Bir üstadımızdan, Pirimiz Abdül Kadiri Geylani(k.s.) hazretlerinin elimizden tutup kendilerine getirdiklerini ve ders almamızı emir buyurduklarını mektup ile öğrendik. O anda biz de sülükümüzü tamamlamak üzere idik. Mazeretimizi bu şekilde belirttik, bu bizim bir meşaihe ilk yazılı cevabımız olduğundan önemine binaen buraya aldık. Aradan bir ay bir zaman geçmiş Allah (c.c.)’ın lütfü ile sülükümüzü tamamlamış, Şeyhim Seyyit Hacı .........efendiden Kadiri ve Rufai tarikatının şeyhlik icazetimizi almış, irşat ordusunun bir neferi olmuştum ki, beni davet eden bu efendinin davetine icabet ettim. Üzülerek gördüm ki, aradan geçen zaman efendinin terakkisi için yetmemişti, kendilerine şu satırları yazıp bırakarak ayrıldım. “Bağışlayın bizi ey efendimiz, sizin sevdiğinizi biz de sevdik. Nice başlar kesilen meydana girdik, onu seveni sevmeye söz verdik. Onun için ziyaretinize geldik. Bekledik bir hikmetli sözünüzü, sustuk kırmamak için gönlünüzü, arif olalım dedik yerildik, derviş olalım dedik dövüldük. Ayrıldık huzurdan selametle, gemilerin yüzdürenine sığınıp mutlu idik bilindiğimizi sanıp, su almayan salı gemiye koyduk. Aradan geçti uzun bir zaman, unutulmaz seveni seven. Yine hikmetli bir söz aradı gönlümüz akan değişmeyen zamana üzgünüz. Gönlünüz hoş olsun, hoş ettik gönlümüzü, inşallah bir gün olur duyarız arifçe hikmetli bir sözünüzü. Efendim unutmayın anlamak zor sözümüzü, biz de anlamaz, dinlemezsek bir birimizi, güldürmez kimse gönlümüzü, ağlatmaz gözümüzü. Ey can! Sizi kırmak değil gayemiz, Kadiriyiz, açık ve merttir sözümüz. Rufai’yiz biz ezelden şairiz. Büyük, küçük yoktur içimizde, irşat ederiz birbirimizi. Başımızın tacısınız sultanım, hürmetle öperiz ol mübarek elinizi.” 
16 Mart 1980 Üsküdar-İstanbul

 Not: Bu zat, Çorumlu Şeyh Mustafa Efendinin halifesi rahmetli hacı Kemal Akdeniz efendidir. Rufai şeyhidir alim bir zattır. Allah (c.c.) ondan razı olsun.

Bu Zât'ın ismini zikretmeyi uygun görmedik.Zirâ kendisi Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.Bu yazı üzerine çok suâl geldiği için açıklama gereği duyduk!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder