29 Eylül 2019 Pazar

PARLAYAN NÛR...


***Rivâyet edilir ki:H.Kemâl Efendi hz.lerinin büyük kerimesi, zühd-ü takvâsı ile meşhûr Şenel Hanım, birgün Efendi hz.lerini Zikrullah'dan hânelerine döndüğünde kapıda karşılamışlardır.Efendi hz.leri'nin mübârek alnında bir nûr müşâhede edince :"Babacığım! Zikrullah'dan geldiğinizde bâzı zamanlar alnınızda ayrı bir parlaklık ve nûr görüyorum,Bunun hikmeti nedir?" diye suâl edince,Efendi hz.leri:"Kızım! Bazı zamanlar Halaka-i Zikre Sultan-ı Enbiyâ Efendimiz (aleyhisselâm)mânen teşrif ediyorlar.O gördüğün Nûr ondan kaynaklaniyor" buyurmuşlardır...

Bütün Esrâr-ı Tecellî
Sendedir Bâkî Mustafâ!
Besmele'nin kokan gülü
Sendedir Açar Mustafa!

Vedduhâ esrârı sende
Vennecmi kokusu tende
Nûr'un vardır her zerrede
Yayılır seyri Mustafâ!

Havz-ı kevser sende akar
Anber sözün yürek yakar
Sefil Kemâl seni arar
Merhâmet bahri Mustafâ!

27 Eylül 2019 Cuma

BİRİLERİ BİZİ ÇAĞIRIYOR...


***Rivâyet edilir ki: Terzi Sâdık Efendi'nin dükkânına gelen H.Kemâl Efendi hz.leri dükkanda oturup sohbet ederken,Sâdık Efendi'ye yönelip:"Sâdık Efendi! Birileri bizi çağırıyor,Şunların yanına bi gidelim!" deyip dükkândan çıkmışlar.Efendi hz.leri önde,Sâdık Efendi gerisinde çarşı içerisinde bir dükkâna girince Dükkân'da oturan iki kişi birden mahcûb bir edâ ile ayağa kalkmışlar.H.Kemâl Efendi hz.leri selâm verip :"Buyrun oğlum! Beni çağırdınız!" deyince o iki adam afallayıp özür beyân etmeye başlarlar.Sâdık Efendi olup bitene anlam veremez.Daha sonra onlardan öğrendiğine göre,o iki adam:" H.Kemâl Efendi diye bir Şeyh var.Şeyh olduğunu söylüyorlar.Eğer gerçek Şeyh ise gelsin burda bizi bulsun" diye akıllarınca efendi hz.lerini tartmaya kalkmışlar...

24 Eylül 2019 Salı

ÖLÜM ÂNINDA GÖRÜLEN ZUHÛRÂT...

Kayseri Nakîbi Hayri Efendi
***Rivâyet edilir ki: H.Kemâl Efendi hz.leri Kayseri'ye gittiği bir seyâhatte Nakîbi olan Hayri Efendi'nin evinde ihvân ile zikrullâh hâlindeyken,Efendi hz.leri Hayri Efendiyi alarak Ölüm döşeğinde olan Hayri Efendi'nin Vâlidesinin yattığı odaya gitmişlerdir.Odada Hayri Efendinin âile efradından iki hanım dervişte ordalarken H.Kemâl Efendi odada bulunanlara gözlerini kapamalarını söylemiştir.H.Kemâl Efendi duâ okumaya başlarlar.O sırada ,o iki kadın Annelerini kefen içerisinde görürler,büyük karıncalar kefenin içerisine girmeye çalışıyorlar,H.Kemâl Efendi ise eli ile o karıncalara engel oluyordur.H.Kemâl Efendi hz.lerinin "Fatiha!" demesi ile gözlerini açmışlar ve yataktaki hasta o anda kelime-i şahâdet ile son nefesini vermiştir.O hanımlar gözleri kapalı iken gördükleri o mânâyı efendi hz.lerine anlatmışlar,Efendi hz.leri ise :"O gördüğünüz karıncalar Şeytân'dı.Siz Mürşîd'i sâdece zâhiren görüyorsunuz.Mürşîdlerin asıl vazifesi bu andadır" buyurmuşlardır...

Salim Nursaçan Hocaefendi eserinden alınmıştır.

MELEKLERE EZÂ EYLEME!


***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.lerinin Kayseride olduğu bir vakitte Dervişlerden birisi Cuma günü dolayısı ile, gusül abdesti almak üzere, banyoya girer. Gusül ettikten sonra, havluya silinmek istese de, banyoda havlunun olmadığını görür. Eşi o an için evde olmayan bu zat, evde bir müddet çıplak olduğu halde silinmek için Havlu arar. Nihayet üzerini giyinen bu kişi, Cumayı birlikte kılmak üzere Kemal efendinin yanına gelir. Kemal efendi “Evladım! Cuma günü gusül abdesti almak sünnettir, fazilettir, Ama banyoya girmeden önce hazırlıklı olmalıyız. Yoksa bir sünneti işlerken, keraheti de işleyip, görmediğimiz varlıklara, meleklere bu manada ezâ ederiz” buyurmuşlardır...

KAYBOLAN PASAPORT...


***Rivâyet edilir ki: Kayseride yaşayan ve Nakşi dervişlerinden olan bir zât Hac-Umre acentesi işletmektedir.Kendisi Hacı Kemâl efendi hz.lerinin dervişi olmamasına rağmen Kemâl efendi hz.lerine büyük bir saygı ve muhabbet duyan birisidir.Bu zât'a umreye gitmek için bir çok kişi müracaat etmiş ve bu zât onların pasaportlarını çıkartmıştır.O sıralarda 12 Eylül darbesi olmuş ve umreye gidecek olanlardan bir müşteri umreye gitmekten vazgeçmiş ve pasaportunu istemiştir.Fakat çekmece ve büronun altını üstüne getiren Acente sahibi, pasaportu bulamadığını söyleyince müşteri olan kişi üç güne kadar Pasaportu bulunmazsa kendisini Şikâyet edeceğini,Terörist ve Anarşistlere sattığını iddiâ edeceğini söyleyip bürodan tartışarak çıkmıştır.Acente sahibi zât korkudan sabaha kadar duâ ederek istihâre yapar ve rüyasında Şeyhini görür.Fakat şeyhi rüyasında dünyalık için kendisine mürâcât etmemesini ikâz ile söyler.İkinci bir istihâre yapar, yine aynı ikâz ile karşılaşır.Üçüncü istihâresinde rüyâsında Hacı Kemâl efendiyi kendi bürosunda görür.Kemâl efendi kendisine:"Evlâdım!Şeyhin sana yardım etmedi mi? Gel ben sana yardım edeyim" der ve devamla çekmeceyi şöyle açacaksın,elini yukarı kaldır pasaport çekmecenin üstüne yapışmış" der.Hemen uyanan Zât, büroya acele gidip Kemâl efendinin gösterdiği gibi çekmeceyi açıp elini yukarı kaldırınca pasaport eline gelir.Pasaportun üzerindeki yapışkan etiket kaydığı için o pasaport çekmecenin üzerine yapışıp kalmıştır...Pasaportu sahibine ulaştıran o zât yaşadığı bu olayı herkese anlatmış ve Hacı Kemâl Efendi hz.lerinin büyüklüğüne bizzât şâhid olduğunu söylemişlerdir...

M.Salim Nursaçan Hocaefendi'nin eserinden alınmıştır.

DÖRT DERVİŞ BİR ARABAYI TÂMİR EDEMEDİNİZ Mİ?...


***Rivâyet edilir ki: Çorumlu Hacı Mustafa Efendi hz.lerinin 1984 yılında Vefatından sonra Çorum Nakibi ve Çavuşu olan zâtlardan bir kaçı bir gurup ihvân ile H.Kemâl Efendi hz.lerine biât eylemişlerdir. Özellikle genç ihvanlar sık sık Şeyhleri olan H.Kemâl Efendiyi görmek için Kırıkkale'de zikirlere iştirak etmişlerdir.Yine habersizce 4 genç derviş bir otomobile atlayıp Kırıkkale'ye gelmek için yola çıkınca yolda arabaları bozulmuş ve tamirci getirmek durumunda kalmışlardır.Nihayet araba çalışınca tekrar yola koyularak Kırıkkale'deki zikire yetişmişlerdir.Şeyhleri olan Kemâl efendi habersizce gelen bu dervişlerden İlhan Efendi'ye :"Oğlum 4 derviş bir arabayı tamir edemediniz mi? "diyerek latife yapıp izhâr-ı kerâmet eylemişlerdir...

SENİ GÖNDEREN BANA NİYE HABER VERMEDİ?..

"Festakîm kemâ ümirte"-Ayet

***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.lerinin evine sabah erken saatlerde bir kişi gelmiş ve kapıyı çalmıştır.H.Kemâl Efendi hz.leri bu zâtı içeri buyur etmişlerdir.Bu zât kendisini Abdulkâdir Geylânî hz.lerinin gönderdiğini ve kendisinden icâzet alması gerektiğini söyleyince,Hacı Kemâl Efendi bu kişiye:"Oğlum! Seni gönderen bana niye haber vermedi!.Tepeden inme hilâfet ve icâzet alınmaz buyur dervişliğe intisâb edib hizmet edeceksen gel" demişlerdir.Bu şekilde cevap beklemeyen o kişi müsâde alıp gitmişlerdir...

 Efendi hz.lerinin vefâtından yıllar sonra Medine'de yaşayan bu zât bir kitap yazmış fakat Kemâl Efendi hz.leri ile ilgili yaşadığını biraz farklı anlatmıştır.Fakir, 2003 yılında kendisine mâil yolu ile ulaştım ve bu mesele hakkında bazı sorular sordum mukabilinde çok tatmin etmeyen cevablar aldım.Mâiller hâlâ elimizde mahfuzdur.Kısaca Sanal ortamda her yazılana ve söylenene inanmamak gerekir.Hele ki söz konusu bir Meşâyıh ise dikkatli olmak kişinin kendi menfââtinedir....

 Bu zâtın kendi yazdığı kitapta Efendi hz.leri ile olan bölüm şöyledir:

 Bir üstadımızdan, Pirimiz Abdül Kadiri Geylani(k.s.) hazretlerinin elimizden tutup kendilerine getirdiklerini ve ders almamızı emir buyurduklarını mektup ile öğrendik. O anda biz de sülükümüzü tamamlamak üzere idik. Mazeretimizi bu şekilde belirttik, bu bizim bir meşaihe ilk yazılı cevabımız olduğundan önemine binaen buraya aldık. Aradan bir ay bir zaman geçmiş Allah (c.c.)’ın lütfü ile sülükümüzü tamamlamış, Şeyhim Seyyit Hacı .........efendiden Kadiri ve Rufai tarikatının şeyhlik icazetimizi almış, irşat ordusunun bir neferi olmuştum ki, beni davet eden bu efendinin davetine icabet ettim. Üzülerek gördüm ki, aradan geçen zaman efendinin terakkisi için yetmemişti, kendilerine şu satırları yazıp bırakarak ayrıldım. “Bağışlayın bizi ey efendimiz, sizin sevdiğinizi biz de sevdik. Nice başlar kesilen meydana girdik, onu seveni sevmeye söz verdik. Onun için ziyaretinize geldik. Bekledik bir hikmetli sözünüzü, sustuk kırmamak için gönlünüzü, arif olalım dedik yerildik, derviş olalım dedik dövüldük. Ayrıldık huzurdan selametle, gemilerin yüzdürenine sığınıp mutlu idik bilindiğimizi sanıp, su almayan salı gemiye koyduk. Aradan geçti uzun bir zaman, unutulmaz seveni seven. Yine hikmetli bir söz aradı gönlümüz akan değişmeyen zamana üzgünüz. Gönlünüz hoş olsun, hoş ettik gönlümüzü, inşallah bir gün olur duyarız arifçe hikmetli bir sözünüzü. Efendim unutmayın anlamak zor sözümüzü, biz de anlamaz, dinlemezsek bir birimizi, güldürmez kimse gönlümüzü, ağlatmaz gözümüzü. Ey can! Sizi kırmak değil gayemiz, Kadiriyiz, açık ve merttir sözümüz. Rufai’yiz biz ezelden şairiz. Büyük, küçük yoktur içimizde, irşat ederiz birbirimizi. Başımızın tacısınız sultanım, hürmetle öperiz ol mübarek elinizi.” 
16 Mart 1980 Üsküdar-İstanbul

 Not: Bu zat, Çorumlu Şeyh Mustafa Efendinin halifesi rahmetli hacı Kemal Akdeniz efendidir. Rufai şeyhidir alim bir zattır. Allah (c.c.) ondan razı olsun.

Bu Zât'ın ismini zikretmeyi uygun görmedik.Zirâ kendisi Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.Bu yazı üzerine çok suâl geldiği için açıklama gereği duyduk!


VELİLER KININDA KILIÇ GİBİDİR...

1997 Kırıkkale M.K.E Patlaması
***Rivâyet edilir ki: H.Kemâl Efendi hz.leri 1993 yılında Yahşihan ilçesinde bir zikrullah sonrası ihvânına :"Velîler-Şeyhler hayatta iken kınında kılıç gibidir fakat vefât ettiklerinde kınından çekilmiş olurlar...Çok yakın zamanda Kırıkkale'de çok büyük bir olay olacak.Tüm Türkiye Kırıklale'yi konuşacak.İnşallah o vakitte hayatta olmam,Zirâ mânen yardımımız dokunur" buyurmuşlardır...Gerçektende Efendi hz.lerinin vefatından 3 sene sonra Kırıkkale Mühimmât fabrikasında bir patlama olmuş ve şehir boşaltılmıştır...Günlerce Haberlerde ilk olarak söndürülemeyen ve devamlı patlayan bombalardan dolayı Kırıkkale konuşulmuştur... O vakitler Yangına müdâhale için İsrâil'den yangın helikopteri getirtilmişti.Bu yangın helikopteri Fabrikâda en tehlikeli 2000 kalibrelik bombaların olduğu imlâ bölümündeki yangına müdâhâle esnasında dumanlar arasında kalmış ve acil iniş yapmak durumunda kalmıştı.Dumandan zehirlenen İsrâilli pilota sağlık personelleri ilk yardımda bulunmuşlardı.Yangın tam depoya geldiğinde kontol altına alınmış ve büyük bombaların olduğu depoya geldiğinde söndürülmüştü.Kırıkkale şehri büyük bir fâciâ'dan dönmüştü. İsrâilli pilot daha sonra Emniyet binâsında misâfir edilmiş ve tercümân vasıtası ile şunları anlatmıştır:"Depo yangınını söndürmek için alevlerin üzerine yaklaştığımda Sakallı Sarıklı 3-4 kişiyi gördüm aşağıda.Depodaki bombaları elden ele alarak uzaklaştırıyorlardı.O sırada bombanın patlaması ile duman içerisinde kaldım..."

Pilotun bu söylemi Emniyet binâsında şaşkınlıkla karşılanmış ve kısa sürede tüm Kırıkkale'de dilden dile konuşulagelmiştir..

Emniyet'te Polis olan ve İsrâilli pilotun bu anlattıklarını bizzât kendisinden dinleyen kişi yıllar sonra bize bu olayı nakletmiştir...

ARADIĞIN KIRIKKALE'DE DEDİLER...


***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.lerinin Nakîbi olan Sâdık Efendi'nin Terzi dükkânına bir gün bir müşteri gelmiş ve çırağa raflarda bulunan kumaşları göstererek şunu indir,bunu indir diye neredeyse tüm top kumaşları indirtmiş ve hiç birini almadan bakmaya devâm ederken Dükkânda dikiş ile uğraşan Sâdık Efendi o müşteriye dönerek :"Efendi! Sen ne arıyorsun?" diye sormuşlar; Müşteri olan kişi ise :"Bana senin aradığın Kırıkkale'de dediler bende ona geldim" deyince Sâdık Efendi:"Anlaşıldı! Senin aradığın birazdan gelir" demişler ve çırağa dönerek :"Oğlum 3 çay söyle" deyince Çırak şaşırıp :"İki kişiler ama 3 çay söyle dedi" derken kapıdan Hacı Kemâl Efendi hz.leri gözükmüşlerdir. Efendi Baba hz.leri müşteri olan zâta hoşgeldin demiş ve aralarında bir sohbet başlamıştır.Müşteri olan kişi Kırşehir'den geldiğini ve başka bir yerden aldığı dersten mütevellid bâzı mânevi buhrâna düştüğünü arz etmiş ve Hacı Kemâl Efendi hz.leri kendisine bazı nasihatler ve tavsiyelerde bulunup yapması gerekenleri kendisine söylemişlerdir.Aradan 1-2 ay süre geçince O zât tekrar Sadık Efendinin dükkânına gelmiş fakat ilk geldiği ile son geldiği arasında yüzünde bâriz değişiklik olduğu müşâhede edilmiştir...

Efendi hz.leri ehil olmayan Şeyhlerden alınan ders ve evrâd'ın çoğu kimseleri mânen hastalandırdığını sık sık sohbetlerinde dile getirmişlerdir...

PINARIN BAŞINDA OTURAN HIZIR A.S...


***Rivâyet edilir ki: Efendi Baba hz.leri çıktığı  bir seferde o memleketli dervişlerden bir gurup Araba ile Efendi hz.lerine mesire yerlerini gezdirirken ormanlık bir alana götürmüşlerdir.O sırada H.Kemâl Efendi hz.leri arabayı durdurmuşlar ve dervişlere :"Oğlum şu tepeyi aşın,orada bir pınar var.Onun başında oturan Yaşlı bir adam göreceksiniz.Ona benim selâmımı söyleyin" deyince Dervişler hemen tepeye doğru ilerlemişler ve bir yandan da kendi aralarında:"Efendi hz.leri buraya ilk kez geliyor burda pınar olup olmadığını nerden biliyor?" derken tepenin arkasında bir pınar ve başında nurâni bir zâtın oturup beklediğini görmüşlerdir.O zât'a selâm verip:" Şeyhimiz Hacı Kemâl Efendi hz.leri size selâm söyledi efendim" deyince O nurâni zât selâmı alıp sizde benden kendisine selâm söyleyin demişler ve başkaca birşey dememişlerdir...Ordan ayrılıp tepeyi aşarak tekrar arabada oturan H.Kemâl Efendi hz.lerinin yanına gelmiş ve O zâtın selâmını kendisine iletmişlerdir...H.Kemâl Efendi hz.leri ihvâna dönüp :"O zâtın kim olduğunu biliyormusunuz yavrum.O zât Hızır Aleyhisselâm'dı" buyurmuşlardır...

İNŞÂÂT'DA ÇİVİ TOPLAYAN ADAM...


***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.leri birgün Ankarada ki Nakibi Ahmed Efendiyi arayıp, Kırıkkale'den minibüsle Seyâhate çıkacaklarını; Ankaradan geçerken yol üzerinde bir kaç ihvân ile hazır olmalarını söylemiştir...Sabah olunca Ahmed Efendi ve bir kaç derviş yol üzerinde Efendi hz.lerini beklerlerken hemen arkalarındaki inşaatta Yerden çivi toplayan birini görmüşler ve kendisine : O çivileri ne yapacaksın?" diye sorunca O adam :"Bunları satacağım" deyince, O kişiye gülerek :"Ya Hu çivi para mı eder" diyerek biraz latife yapmak istemişlerdir...Bir müddet sonra H.Kemâl Efendi'yi getiren minibüs gelip durmuş ve Ankaralı Dervişler minibüse biner binmez H.Kemâl Efendi :"Oğlum! Dalga geçecek Hızır Aleyhisselâmı mı buldunuz.O çivi toplayan adam Hz.Hızır'dı" buyurmuşlar ve bir daha kimse ile yüzüne karşı eğlenmeyin diye ikâz etmişlerdir... Her Geceyi Kadîr Her Geleni Hızır bil....

23 Eylül 2019 Pazartesi

HZ.MEVLÂNÂ'YI DERVİŞÂN'A GÖSTERMESİ...

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî hz. sandukası

***Rivâyet edilir ki: H.Kemâl Efendi hz.leri bir kış mevsiminde ihvânı ile birlikte Konya'ya yaptığı bir seyâhatte Mevlânâ hz.lerinin türbesini ziyârette bulunmuşlar.Efendi hz.leri kabre müteveccih olunca Hz.Mevlânâ ile tekellümde bulunduğuna bir çok ihvân aynel yakîn şâhid olmuşlardır.Efendi hz.leri o sırada İhvâna dönüp :"Mustafa nerede? Mevlânâyı merak ediyordu ona göstereceğim" buyurmuşlar...Derviş Mustafa efendi ise o sırada içeri çok kalabalık olduğu için kapıdan girmeye çalışırken Türbe cânibinden: "Sâfâlar Getirdin Kemâl Efendi" sedasını bizzât işitmiş ve Kemâl Efendi'nin "Sâfâ bulduk Efendim" diyerek mukâbelede bulunduğuna şâhid olmuştur. İçeriye girdiğinde ise Kemâl Efendi kendisine:"Oğlum Hz.Mevlâna acele Konya'dan gitmemizi söyledi.Hemen arabayı hazırla çıkmamız lazım" demişlerdir.Yumurtacı Mustafa Efendi hemen arabasını getirmiş ve Kırıkkale yoluna çıkar çıkmaz şiddetli bir kar yağışı başlamıştır.Tek şerit yolda kar üzerinde ilerlerken karşıdan bir otobüsün geldiği sırada H.Kemâl efendi hz.lerinin bindiği otomobil birden kaymaya başlayınca H.Kemâl efendi kapıyı açıp:"Destur" diyerek ayağını yere vurması ile süratlice kayan araba adetâ yere çivilenmiş gibi birden durmuştur...Karşıdan gelen otobüsteki yolcular olaya şâhid olmuşlar ve arabanın o şekilde nasıl durduğuna hayretler içerisinde bakakalmışlardır...Öyle şiddetli kar yağışı olmuş ki Kemâl efendi hz.leri Konyadan çıktıktan sonra yollar tamamen kapanmıştır...Hz.Pir Mevlânâ hz.lerinin "Acele Konya'dan çıkın" sözünün hikmeti böylece tezâhür etmiştir...

SU KUYUSU...


***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.lerinin dervişlerinden Kâmil Efendi birgün evinin bahçesine su kuyusu vurdurmak istediğini Efendi hz.lerine söyleyince H.Kemâl efendi bahçeye şöyle bir bakıp bahçenin ortasına değilde Evin penceresinin dibine kuyuyu vurdurmasını söylemiştir.Kâmil Efendi Kuyuyu kazdırmak için usta getirtip yerini göstermiş.usta nihayet toprağı kazarak biraz derine inince tam da su damarının üstüne gelmişiz diyerek Kazılacak mevkinin çok isabetli seçildiğini söylemiştir...

EFENDİ HZ.LERİNİN RÜYÂSI VE KERİMESİNİN TÂBİRİ...

*** Rivâyet edilir ki: 1989 yılında H.Kemâl Efendi hz.leri rüyâsında Peygamber efendimiz aleyhisselâm'ı görmüşler.Peygamber efendimiz kendisine :"Kemâl Efendi! Sakalının altında iki tane sert kıl var,onlar dökülünce sen bana geleceksin" buyurmuşlardır...Sabah olduğunda Efendi hz.leri gördüğü rüyâyı âile efrâdına anlatınca Efendi hz.lerinin büyük kerimesi olan Şenel Hanım :"Baba! O iki sert kıl senin dervişlerinden iki kişi.Onlar senden önce vefât edecekler" diye tâbir etmiştir. Efendi hz.leri bir zikrullah günü ihvânına da bu rüyâdan bahsedip kızının tâbirini de zikretmişlerdir. Zikirden sonra dağılıp yaya olarak evlerine giden dervişlerden Nakîb olan Hacı Enver efendi ve Örgücü Bilal Efendi evleri aynı mahallede oturdukları için beraber evlerine dönerlerken Enver Efendi Bilâl Efendi'ye :" Bilâl Efendi! O iki dervişten birisi benim" demiş.Bunun üzerine Bilâl Efendi:"Enver amca Allah'a şükür sağlık sıhhatin yerinde" dediyse de Enver Efendi:" Efendimin ağzından söz çıkınca sanki kalbimin üstüne yanan bir köz koydular.Ben öleceğim" demiştir... Aradan 1 hafta geçmeden Enver Efendi'nin şeker komasına girdiği haberi gelince Bilal Efendi ve Hanımı hemen ziyarete gitmişler fakat Enver Efendi çok ağır hasta olduğundan kendilerini tanıyamamıştır...Kısa bir süre sonra da Vefât etmiştir. Cenâze namazına müteakib defni yapılırken H.Kemâl Efendi Enver Efendi'nin Nakiblik icâzetini kefeninin arasına koydurmuş ve öyle defnedilmiştir... Taziye için evine gidildiğinde vefâtında başucunda olan Kız kardeşi :"Gece ağabeyimin başucunda Kur'an okuyordum.O sırada kapının sürgüsü açıldı,içeriye sarıklı beyaz elbiseli 3-4 kişi geldi.Yatağın etrafına geçip Kollarını ağabeyimin üzerine doğru tuttular bir şeyler okumaya başladılar.O sırada Ağabeyim gözlerini açtı ve kelime-i şahâdet getirdi ve başı yana düştü" diye anlatmışlardır...

GÜZ MEVSİMİNDE DUT MEYVESİ...


***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.leri bir Güz mevsiminde Nakîbi olan Gömlekçi Sâdık Efendi'nin evine misâfir olmuşlardır. Biraz sonra Efendi hz.leri :"Sâdık efendi bahçeden Dut getirde yiyelim oğlum!" buyurunca Sâdık Efendi müsâde alıp evin arkasındaki bahçeye çıkarken kendi kendine :" Bu mevsimde dut kalmaz fakat efendimin vardır bir hikmeti " demiş ve ağaca baktığında ağacın sadece bir dalında olgun Dutların olduğunu görüp hayret ile toplayıp getirmişlerdir... Hâzâ min fadli Rabbî...

ŞEYH'İN EMRİ İLE YOLA GİTMEK...

Efendi hz.lerinin "Duâ-i Azîmet" Tablosu
***Rivâyet edilir ki: 1992 yılında H.Kemâl Efendi hz.leri bir vazife icâbı ailece kendisine müntesib olan Örgücü Bilal Efendi ve hanımını Kırşehir-Çiçekdağ ilçesinin bir köyüne göndermek için yanına çağırmışlardır...Efendi hz.lerini evinde ziyaret eden Bilâl Efendi ve hanımı O köye gitmek için önce çarşıdan minibüse binip Çevre yoluna çıkmışlardır.Minibüsten iner inmez Kırşehir otobüsü gelmiş ve ona binmişler bir saat sonra Çiçekdağı yol ayrımında iner inmez yanlarına bir otomobil durmuş ve şöför Çiçekdağ tarafına gittiğini isterlerse kendilerini götürebileceğini söylemiştir.Yolda şöför sohbet ederken nereye gittiklerini sorunca, Bilal Efendi köyün ismini zikretmiş şöför gülerek orası bizim köy,bende oraya gidiyorum demiş ve gittikleri yerin kendi akrabası olduğunu söylemiştir...Yemek ve Çay faslından sonra Müsade alan Bilal Efendi ve hanımı tekrar Anayoldan otobüse binmek için köy yolunun üzerinde çıkınca başka bir otomobil durmuş ve kendilerini anayola kadar götürebileceklerini söylemiştir...Ana yolda bu otomobilden indiklerinde bu sefer Kırıkkale tarafına giden Otobüs gelmiş ve ona binerek Kırıkkaleye dönmüşlerdir... Nihayet Efendi Baba hz.lerinin evine gelince H.Kemâl Efendi tebessüm edip :"Bilâl Efendi İşiniz rast gittimi?" diye sormuşlar,Bilâl Efendi de:"Efendim hiç beklemedik arabadan indik arabaya bindik..." deyince H.Kemâl Efendi :"Yavrum! Şeyhin emri ile bir yere gidilirse işler öyle âsân olur" buyurmuşlardır...

GİTMEYEN ARABA...

Azgın Yaylası-Kenanbey obası
***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.leri Balışeyh ilçesi Azgın Yaylasında ihvânı ile bir Kır Zikri yapmak için yola çıkmışlardır.Efendi hz.lerini götüren Anadol taksi bir mevkîden geçerken bozulmuş; Şöför her ne yaptı ise de araç gitmemiştir.Kaputu açıp bir şeyler yapan şöför aracı hareket ettirince bu sefer motor kısmından alev çıkmıştır.Ateş hemen söndürülmüşse de H.Kemâl Efendi hz.leri dervişlerine :" Burda yatan büyük bir Zât var.O bizi göndermiyor.Herkes 3 ihlâs 1 fatihâ okuyup ruhunâ hedâye etsin" buyurmuşlar ve arabaya binmişlerdir...Az önce gitmeyen arabadan eser kalmamış ,Azgın yaylasının o dik yokuşlarını seri bir şekilde çıkmışlardır...

ESENYURT'A ALLÂH DOSTU GELDİ...

Kayserili Meczûb Cemil Baba v.1982
***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.leri Kayseri'ye yaptığı bir seyahatte Esenyurt mahallesinde Nakîbi olan Hayri Çetin Efendinin evinde misâfir olmuşlardır.O sıralarda Kayseri'de herkes tarafından tanınan ve Mazenne-i Kirâm'dan olan Cemil Baba isimli bir Zât yüksek sesle çarşıda bağırıp :"Esenyurt'a Allah (dostu) geldi...Haydi gidip Allah (Dostu) nu ziyâret edin!" diye gün boyu gezmişlerdir...

 Tarikât-ı Kâdiriyye-i Hâlisiyye Meşâyıhından olup Sivas'da Türbesi bulunan Mûr Ali Baba hz.leri bir eserinde buyuruyor ki:" Gavs'ül Azâm Seyyid Abdulkâdir-i Geylâni hz.lerinin her şehirde mânevi tellalları vardır.O Şehire bir Kâdiri Halifesi geldimi bağırarak halka haber ederler"

EFENDİ HZ.LERİNİ UYARAN MECZÛB...

Meczûb bir Derviş (Temsili Resim)
***Rivâyet edilir ki:H.Kemâl Efendi hz.leri Nakîbi olan Sâdık Efendi ile Kayseriye yaptığı bir seyâhatte otobüsün mola vermesi neticesinde müsait bir yere oturup Sâdık Efendi ile sohbete koyulmuşlardır.Sâdık Efendi sorular sorup Efendi hz.leri cevâp verirken otobüsün saatini unutmuşlardır...O sırada Efendi hz.lerinin karşısına üzeri eski püskü elbise ile meczub kılıklı bir zât gelip yüksek sesle :"Kemâl Efendi! Ne oturuyorsun burda Otobüs seni bekliyor" demesi ile saate bakıp hızlıca otobüse doğru gitmişlerdir.Muavin :Hacıamca nerdesiniz kaç dakikadır sizi bekliyoruz" demişlerdir...Sâdık Efendi o sırada Efendi hz.lerine:"Efendim o zât kimdi? Sizi nerden tanıyor?" diye sorunca Efendi Baba:"Bende bilmiyorum oğlum" demişlerdir. "أوليائي تحت قبابي لا يعرفهم غيري "
 Evliyâî tahte kıbâbî lâ ya'rifuhum gayrî/Velîlerim benim kubbem altındadır, onları benden başka kimse bilemez"  Hadis-i Kudsî

ERZİNCÂN BU ZÂT'DAN SORULUR...

Terzi Baba Türbesi-Erzincân
***Rivâyet edilir ki: H.Kemâl Efendi hz.leri ihvânı ile Erzincân'a yaptığı bir seyâhet esnâsında Terzi Baba ismi ile mâruf Hayyat Vehbî hz.lerinin türbesini ziyâret etmişler ve daha sonra ihvânını dağ başında ıssız bir yerde üzerinde yazı olmayan çok eski bir kabire götürüp şöyle demişlerdir: "Her şehrin mânevi bir sâhibi vardır.Halk arasında Terzi Baba Erzincân'ın mânevi sahibi olarak bilinir fakat Erzincân bu kabirde yatan Zât'dan sorulur.Bu memleketin en büyük Velî'si bu zât'dır.Bu zât Vân taraflarından gelmiş genç bir askerdir burada vefât etmiştir" buyurmuşlardır. Daha sonra efendi hz.leri kabirde yatan o Zât'a Rabıtâ edib murâkebeye vardıklarında bayılmışlar: İhvân büyük telâşeye kapılıp ne yapacaklarını şaşırmışlardır.Bir müddet sonra kendine gelen H.Kemâl Efendi hz.leri yeniden abdest tazeleyip o mevkiden ayrılmışlardır...İhvân ne olup bittiğini anlayamamış ve edeben efendi hz.lerine de soramamışlardır.Efendi hz.leri de herhangi bir şey ifşâ etmediğinden bu olay sırlanıp gitmiştir...

ÇALINAN TRAKTÖR....


***Rivâyet edilir ki: Traktör alıp satan Muhittin Efendi'ye Şeyhi olan H.Kemâl Efendi hz.leri birgün:"Çavuş! Traktörü sat,bir minibüs al.Dervişleri zikire getir götür" demişlerdir.Fakat Traktörü satmayan Muhittin Efendinin Traktörü kısa bir süre sonra hırsızlar tarafından çalınınca hemen Efendi hz.lerini durumdan haber etmişlerdir...Efendi hz.leri :"Ben sana demedimmi oğlum.Minibüs al diye" demişler ve çalınan Traktörü araması için Keskin ilçesi taraflarına bakmasını söylemişlerdir...Kendisi Keskinli olan Muhittin Efendi kendi kendine:"Benim traktörü benim memleket tarafına götürmezler.Ben Balışeyh tarafına bakayım" deyip Balışeyh ilçesinin tüm köylerini gezmişlerdir...Aradan epey zaman geçmiş ve bir tanıdık :"Senin traktörü Keskinde gördü idik." demeleri üzerine Eyvâh ! demişlerse de iş işten geçmiştir...Neticede Traktör bi daha bulunamamıştır...

 İhvân arasıra zikrullahtan sonra çay faslında Muhittin Efendi'ye takılır ve :"Senin traktörden bi haber varmı Çavuşum!" derlerdi.Muhittin Efendi ise:"Ben hakkımı helâl ettim.Alan güle güle kullansın" derlerdi...Bu söz üzerine H.Kemâl Efendi hz.leri tebessüm ederek gülerler ve :"Bizim Çavuş çok uyanık adam.Mahşerde daha çok kazancı olacağını bildiğinden Hakkından vazgeçiyor.Bir kul Mahşerde Hakkı olan birinden alacağından vazgeçerse Cenâb-ı Hakk o kimseye :Sen benden daha mı cömertsin!deyip ona kat kat ihsânda bulunur" derlerdi...

PîR ABDULKÂDİR'İN ELİNDEN ALAMADIM SENİ!...

Çavuş Muhiddin Efendi v.2020
***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.lerinin Çavuşlarından Merhûm Muhiddin Efendi ilk olarak Antepli Bilâl Baba hz.lerine mütesib idi.Şeyhinin vefatından sonra Taziyeye gelen H.Kemâl Efendi hz.leri orada bir zikir meydânı açmışlar.Zikrullâhın Muhiddin efendinin kendi deyimi ile "Daha zabt-u Rabt"altında olduğunu görünce Kemâl efendi hz.lerinin sohbetlerinin müdâvimi olmuşlardır...Daha önce Kâdiri dersi çeken Muhiddin efendi, Şeyhi Kemâl Efendi hz.lerinin hem Kâdiriyyeden hemde Rufâiyyeden ders verdiğini bildiği için ve Rufâi virdinin Kâdiri virdine göre daha hafif olduğundan dolayı gönlünden :"İnşaallah Efendim Rufâi dersi verir" diye geçirmiştir.Bu sırada zikir ve sohbetlere devâm eden Muhiddin Efendi'ye bir zikir meclisi sonunda H.Kemâl Efendi hz.leri:"Muhiddin Efendi! Intisâbın çıktı" deyip Biâtını almışlar ve akabinde Kâdiri Usulü Ders kâğıdını kendisine vermişlerdir...Zikirden sonra topluca evden çıkılmış ; Efendi hz.leri önde dervişân arkada giderken Muhiddin Efendi içinden hâlâ :"Rufai'den ders verseydi efendim daha iyiydi" diye geçirirken; H.Kemâl Efendi hz.leri birden geriye dönüp :"Oğlum bende Rufaiyyeden vermek istedim Fakat Pîrimiz Abdulkâdir'in elinden alamadım seni" buyurmuşlardır... Uzun boylu ve iri cüsseli olan Muhiddin Efendiye Şeyhi H.Kemâl Efendi hz.leri arasıra latife yapar ve :"Abdulkâdir Geylâni'nin Dervişleri Çavuş(Muhiddin efendiyi kastediyor) hep babayiğitti.Bizim gibi ufak tefek değillerdi" buyururlardı...

22 Eylül 2019 Pazar

HÜSEYİN GÂZİ TÜRBESİNDE BİR ZUHÛRÂT...

Seyyid Hüseyin Gâzi Türbesi-Mamak
***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.leri Ankara-Mamak'ta bulunan ve Anadolunun ilk Alperen Gâzîlerinden olan, büyük Velî,Seyyid Hüseyin Gâzî hz.lerini ihvânı ile birlikte ziyarete gitmişlerdir... Türbe ziyareti esnasında efendi hz.leri rabıta yapınca tebessüm etmişler;Sâdık Efendi'nin sorması üzerine :"Oğlum bugün burada bir şeyler olacak" deyip ihvânı halaka şeklinde oturtup :"Efendiler! Şimdi 4 köşeye mum yakacağız.Zikre başlayınca Halakaya yukardan Siyâh bir yılan inecek...Sakın korkmayın...Hz.Pîr zuhur edecek" demişlerdir demesinede İhvânı bir korku kaplamıştır...Bizzat Efendi hz.lerinin Nakibi Sadık Efendi'den dinlediğimiz üzere Zikir başlayınca Türbe kapıları sonuna kadar büyük bir sesle açılmış; Dervişler kapıyı kapatsa da kapılar büyük bir kuvvetle tekrar açılmıştır... Kıyâm zikrine kalkıldığında Sadık Efendinin üzerine tavandan siyah bir yılan düşmesi ile Sâdık Efendi feryad edib kendini yere atmış : Efendim beni kurtar" diye bağırmıştır.Ziyadesi ile korkan ihvânı Efendi hz.leri zabdetmeye çalışsada ihvânın korkusu galip gelmiş ve efendi hz.leri zikrullahı durdurup duâ ve niyâz ile oradan ayrılmışlardır..

AZÎZ MAHMÛD HÜDÂYİ HZ.LERİNİN İKRÂMI...

Aziz Mahmud Hüdâyi Türbesi-Üsküdar
***Rivâyet edilir ki: Hacı Kemâl Efendi hz. İstanbul'daki ihvânını ziyaret ettikleri bir zamanda Üsküdar Halil Paşa Medresesinde zikir yaptırmış ve zikrullahtan sonra istirahate geçmişlerdir.Gece vakti çok yakın muhitte Türbesi bulunan ve Hacı Bekir Baba hz.lerinin ilk intisab ettiği Celvetiyye tarikâtının Pîri olan Azîz Mahmud Hüdâyi hz.lerinin ruhâniyeti gelip :" Kemâl efendi! Buraların havası serin olur" diye Üzerlerine örtü örterek mânevî ikrâmda bulunmuşlardır...Efendi hz.leri sabah olduğunda Hz.Pîr'in bu ikrâmını Tahdis-i Nimet olarak zikretmişlerdir...

HACI BAYRÂM-I VELÎ'NİN İKRÂMI...

Hacı Bayrâm-ı Velî hz.lerinin Çilehânesi-Ankara
***Rivâyet edilir ki: H.Kemâl Efendi hz.leri yanında Nakîb ve Çavuşlarından olan bir kaç kişi ile Ankara'da Hacı Bayrâm-ı Velî hz.lerinin türbesini ziyaret ettikten sonra Türbedârlık vazifesi yapan câmi görevlisini çağırıp hazretin çilehânesini açmasını söylemişlerdir.O vakitler Çilehâne ziyârete açık bulunmamasına rağmen Türbedâr olan zât zorluk çıkarmayıp kapıyı açmışlardır...Efendi hz.leri Türbedâr'a :"Oğlum! Kapıyı üzerimizden kilitle ve kimseyi içeri alma"diye tenbih etmişlerdir...Efendi hz.leri yanındaki dervişlerede:"Eğer bir şey görürseniz telâşe etmeyiniz"dedikten sonra "Kabir Usûlü" olarak bilinen zikri yaptırmaya başlayınca Hz.Pîr'in nurâniyeti latîf bir surette tecessüm edib elinde bir tabakla zuhur edince; İhvândan birisi Feryâd edip :" Efendim kalktı geliyor" diye hayret ile bağırmışlar bunun üzerine Türbedâr olan zât içerdeki sesleri duyunca acele kapıyı açıp içeri girmişlerdir...Zikri orada kesen Efendi Baba hz.leri :"Oğlum niye korktun Hz.Pîr size ikrâmda bukunacaktı" demişler ve oradan çıkmışlardır...

PEHLİVÂN ALİ'NİN OĞULLARI...

Efendi Baba ve Dervişi Hûlûsi Efendi(Arkada)
***Rivâyet edilir ki: 1992 yılında Efendi hz.leri sâdık dervişlerinden birisine :"Oğlum! Pehlivân Ali'nin oğulları Şeyh arıyorlar.Yakında buraya gelirler" demişlerdir.(Pehlivân Ali Efendi Yahşihanlı olup Ahıskalı Ali Haydar Efendinin dervişidir.sonraları Kemal efendi hz.lerine biat etmiştir)

 Aradan kısa bir süre geçmiş ve bu iki kardeş bir kaç Şeyhe gittilerse de aradıklarını bulamayıp Hulûsi Efendi kardeşi Mehmed Efendi'ye "Kardeşim ben babamın Şeyhine biât edeceğim" demesi üzerine Efendi hz.lerinin namaz kıldığı Çarşı camisine gelmişler ve namazdan sonra Efendi hz.lerinin elini öpüp:"Efendim Ben Pehlivân Ali'nin oğluyum beni evlatlığa kabul edin" deyince Efendi Baba:"Öylemi? İnşallah yavrum Pazar günü ihvânı evine davet et orada biâtını alırız" demesi üzerine bu iki kardeş Şeyh efendiye biat edip Derviş olmuşlardır... Aradan kısa bir süre geçer küçük olan Mehmed efendi takvim yaprağında okuduğu bir duâyı kendi kendine vird edinir.Kendisinden başka kimsenin haberi yoktur...Hulûsi Efendi, Efendi Babayı bir ziyaret için arabası ile bir yere götürmüşlerdir.Arabada Efendi baba:"Oğlum kardeşine söyle o çektiği virdi bıraksın" demişlerdir.Büyük birader doğruca kardeşinin yanına gidip Efendi Baba'nın söylediği sözü söyleyince Küçük birader şaşırmışlar :"Ağabey takvim yaprağında okudum faziletli diye okuyordum bu duâyı.Efendim nasıl bildi ?" diye hayrete düşmüştür....

CEZBE HERKESE GELMEZ...


Seyyid Nesîmî'nin Derisinin Yüzülmesi-Temsîli
***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.lerinin dervişlerinden Hacı Kâmil Efendi birgün Camide namaz kılarken namazda bağırıp çağıran acâyip sesler çıkaran kişilerle karşılaşır.Namaz çıkışında o adamlardan birisine neden böyle şeyler yapıyorsunuz diye sorunca o adam :"Biz falanca Tarikata mensubuz,bize cezbe geliyor" deyince;Kâmil efendi kendi kendine :"20 yıldır Efendiye bağlıyız bize Cezbe neden gelmiyor acep" diye Efendi hz.lerine sormak için doğruca evine gider.Efendi Baba Kâmil Efendiyi odasına buyur eder ve sorar :"Söyle bakalım ne diyeceksin" deyince Kâmil Efendi:"Efendim bize niye cezbe gelmiyor.Falanca kişilere acayip bişeyler oluyor" deyince Efendi hz.leri katılırcasına gülmüşler ve :"Oğlum Cezbe Seyyid Nesîmî'ye geldi derisini yüzdüler,Hallâc-ı Mansur'a geldi idâm edip yaktılar...Sana bana cezbe gelmez...Senin gördüğün adamları Şeytân gıdıklıyor "buyurmuşlardır...

PATLAYAN TEKER....


***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.leri Yaz mevsiminde Kırıkkale Denek dağı Azgın yaylasında senede bir kaç sefer Kır zikri icrâ ederlerdi.Yine bu seferlerden birinde ihvân dolmuş tutmak için minibüs durağına gitmişler ve orada Necati isminde bir genç şöförle anlaşmışlardır...Efendi baba ve ihvân dolmuşa binip yolculuğa başlamışlar.Yolda Zakirler ilâhi söyleyip te ihvân zikre başlayınca o dağ yolunda Minibüs bir sağa bir sola sallanmaya başlamıştır...Genç şöför yolların çok dik ve toprak oluşundan dolayı tedirgin olmuşsada nihâyet zikir yapılacak yere gelinmiştir...Eşyalar indirilince aracın tekerinin patladığını ve ses geldiğini işiten Şöför hemen Efendi Baba'ya gidip:"Hocam Minibüsün tekeri patlamış hava kaçırıyor müsâdeniz olursa ben hemen gidip yaptırıp geleyim" demişlerdir.Efendi baba ise :"İnmez oğlum inmez.Hiç bir şey olmaz merâk etme" diye cevap vermişlerdir...Yemekler yapılmış, zikrullah yapılmış,şiş bürhânı icrâ edilmiş aradan yaklaşık 4-5 saat geçmiştir...

Genç şöför Necâti gördüklerine anlam veremez...Normalde 10 dakikada inecek teker 5 saattir ses gelmesine rağmen inmemiştir...

Tekrar yola koyulurlar,yolcular şehir merkezinde indirilir ve lastikçiye gidince tekerin orada tamamen indiğini hayretle müşâhede eder...

BÜRHÂN'A KARŞI GELEN MÜTEŞEYYIH...


***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.leri Erzurum'da camide yaptırdıkları bir zikrullâh esnâsında,Rufâi tarikâtı bürhanlarından olan Ateş bürhânını icrâ edecekleri vakit önünü mangal içerisinde ateş getirilmiş.Zikrullahta bulunan cemââtten Halvetî Şeyhî! Olduğunu söyleyen birisi Efendi hz.lerine:"Şeyh Efendi! Sen Kendini Hz.İbrahim mi sanıyorsun?" demesi üzerine H.Kemâl Efendi o kişiye yönelip :" Kur'ân kime indi? önce onu bil öyle konuşalım.Kur'an Hz.Muhammed aleyhisselâm'a indi onda Hz.İbrahim'in ateşe atılması zikredilir...İbrâhim gibi kul olursanız sizide yakmam demektir..." demişlerdir.Bürhan icrâsından sonra O halvetî Şeyhi! :"Efendi hz.leri bu işi bizede öğretseniz" deyince H.Kemâl Efendi:"Bu işler ögretmekle olmaz! Sen nasıl Şeyh oldun onu bi söyle bakalım?" Deyince o zât:"Babam'dan kaldı" demişlerdir...

 Baba'dan oğula sadece Saltanat geçer.Kişinin ehil bir Mürşid olmayışı konuşmasından anlaşılır.Zirâ Tarikat-ı Aliyye içerisinde Rufai meşayıhı Bürhân icrâsı ile temâyüz etmistir.Bu âdete ancak bu işin ehli olmayan-bilmeyen kişiler itirâz ederler...

SARHOŞ SEMÂZENLER...


***Rivâyet edilir ki: H.Kemâl Efendi hz.lerini Konya'da olduğu bir vakitte Konyalı Dervişler Şeb-i Arus törenlerinin olduğu yere götürmek istemişlerdir.Efendi hz.leri kabul buyurup ihvân ile Semâ gösterisini izlemeye gitmişlerdir.Semâzenler dönmeye başlayınca efendi hazretleri nazar ederek birden yanındaki ihvâna dönüp :"Oğlum bunlar sarhoş" demişler ve Hz.Mevlânâ'nın Türbesine dönerek :"Efendi hz.leri niçin bunlara müsade ediyorsun sarhoş olanlar var" demesiyle semazenlerin bulunduğu parkur kırılmış ve bir çoğu yere düşmüştür.Efendi hz.leri acelece kalkıp orayı terk eylemişlerdir.

Başa mukallid tacı koymakla Mevlevî olunmaz! 
Şeriâta uymadan Hakikat bulunmaz!

Konu ile ilgili olarak NEZİH UZEL Bey'in bir Haber sitesinde verdiği röportajı aynen aktarıyoruz....

Galata Mevlevihanesi’ne sarhoş şeyhler mi dadandı 24.12.2002 - Hürriyet Haber 

 Şeb-i Arûs törenlerinin arkasından başlayan Mevlevilik ve sema tartışması, genişleyerek sürüyor. İstanbul Sema Gurubu'nun kurucusu Nezih Uzel, Galata Mevlevihanesi'nin istismar ve dejenerasyonun merkezi olduğunu savundu. Uzel, 'iki takım yetiştirdim, birini meyhaneden, diğerini Galata'daki numaralı evlerden kurtaramadım' dedi. Şeb-i Arûs’un mimarlarından Ahmet Özhan ile Ahmet Yılmaz'ın, ‘‘Mevlevilik rant alanı, sema rakı mezesi oldu’’ sözleriyle başlayan tartışma, bu dünyanın kapılarının açılmasına ve kıyıda köşede yaşananların gözler önüne serilmesine yol açtı. 1981'de İstanbul Sema Gurubu'nu kuran ve zamanında Şeyh Galib'in şeyhliğini yaptığı Galata Mevlevihanesi'nde ilk áyini düzenleyen Nezih Uzel, ‘‘Vaktiyle Balkanlar'daki Bektaşiliğe içki sokup İslam geleneğini bozanlar, son oniki yılda Mevlevileri de bozdular. Galata Mevlevihanesi'ne dadanan sarhoş şeyhler, Türkiye'de 'kafayı çekmeden sema edilmez' inancına yol açtılar’’ diye konuştu.

ANKARA'NIN MÂNEVİ SÂHİBİ...

Tâceddin Sultân Türbesi-Ankara

***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.leri Ankara'ya gittiğinde ekseriyetle Sâdık Dervişlerinden Yumurtacı Mustafa Efendi'nin Hamamönündeki evinde misâfir olurlardı...Vakit namazlarına evin hemen yakınındaki Tâceddin Sultân Camisine giderler fakat sabah namazına Ulus'taki Hacı Bayrâm-ı Veli camisine giderlerdi...Yumurtacı Mustafa Efendi bir gün kendisine:" Efendim sabah namazına neden Hacı Bayram'a gidiyoruz.Taceddin Sultan daha yakın değil mi?" diye sormuşlar,bunun üzerine H.Kemâl Efendi:"Oğlum! Herkes Ankara'nın mânevi sahibini Hacı Bayram bilir fakat Taceddin Sultan'ın esmâ-i ilâhiyeye vukufiyeti daha fazla olduğu için Ankara Taceddin Sultan'dan sorulur.Manevi sahibi Taceddin Sultandır.Onun vazifeleri var gittiğimizde yerinde olmuyor.Fakat Hacı Bayram-ı Velî hz.leri ne zaman gitsek yerinde bukuyoruz.Bundan dolayı Sabah namazını onun camisinde kılıyoruz" demişlerdir...

H.Kemâl Efendi hz.lerinin Sâdık Dervişlerinden Yumurtacı Mustafa Efendi

SÂDIK EFENDİ'YE GÖSTERİLEN MAKÂM...


Nakîb H.Sâdık Efendi v.2003

***Rivâyet edilir ki: H.Kemâl Efendi hz.lerinin Nakîblerinden Gömlekçi Sâdık Efendi bir gün Şeyhi ile Çarşı camisine vakit namazı kılmak için gitmişlerdir.Efendi hz.leri camide ön safa oturmuşlar bir saf gerisinede Sâdık Efendi oturmuşlardır.Zikir ve tefekkürle ezânı beklerken Sâdık efendi yakaza hâlinde öyle güzel, yemyeşil ağaç ve çimlerin olduğu bir bahçeye girmişlerdir ki kendisinin anlattığı üzere: sanki oraya ilk defa ben ayak basıyordum...O sırada birden Allâh! diye Şeyh efendinin sesini duydum câmi sallandı sandım.Etrafıma baktım hiç telâşe eden yok.O sırada efendi hz.lerine baktım gözü kapalı bıyık altından tebessüm ediyor bana.Gördüğüme bi anlam veremedim.Uyumuyordum...Namazı cemaâtle kıldık kapıya yöneldik.O sırada H.Kemâl Efendi bana yönelip :"Sâdık Efendi! O sana gösterilen yer neresi biliyormusun oğlum!" dedi.Bende bilmiyorum efendim dedim. Bana :" Orası senin mâkâmın oğlum sana hazırlandı" buyurdular...

1 AY DAN AZ SÜREN ASKERLİK...


***Rivâyet edilir ki:1989 yılında Efendi hz.lerinin Kayseri'de bulunduğu sıralarda Kayserili iki genç kardeş Efendi hz.lerine biat etmek istemişler fakat Efendi hz.leri Büyük kardeşe Rufâi dersi verip biâtını kabul etmişler;küçük kardeşe ise ders vermemişlerdir.Akşam evlerine dönen kardeşlerden çok üzülen küçük kardeş o gece odasında ağlayarak göz yaşı dökmüştür...Sabah olduğunda Efendi hz.lerini Kırıkkale'ye uğurlamak için Nakib Hayri Efendinin evine gitmişler, O sırada Hacı Kemâl Efendi hz.leri genç dervişe işâret ederek yanına çağırmışlar ve kulağına eğilerek :"Akşam ki ahvâlinden haberim var.Pîrim Abdulkâdir Geylâni hz.leri söyledi bana...Ben şimdi Kırıkkale'ye dönmem lazım bir daha ki geldiğimde dersini versem olur mu?" deyince Genç derviş çok mutlu olmuştur... Aradan kısa bir süre geçmiş Efendi Hz.lerinin Ankara'da olduğunu öğrenen bu genç Ankara'da Efendi hz.lerinin misâfir olduğu eve gitmiştir.O gün Efendi hz.leri Ankara'da zikrullah sonrası bir Çavuşuna Nakîblik icâzeti merâsimi yapmışlardır.Merasimden sonra Orada Efendi hz.lerine biât edenler olunca bu genç dervişte önüne gelmişler ve efendi hz.leri kendisinin biâtını alıp Kadiri dersi vermişlerdir.O sırada Nakîblerden birisi :"Efendim siz askerliğini yapmayana ders vermezdiniz bu kardeşimiz daha 18 yaşında" deyince Hacı Kemâl Efendi hz.leri :"Bu yavrum 1 ay bile askerlik yapmayacak" diye cevap vermişlerdir.O vakitler askerlik süresi 18 aydır.Kısa dönem yapılsa bile 6 ay askerlik süresi vardır.Tabi ihvân bu durumda bir şey diyemeyip bir hikmeti vardır diye sükut ile mukabelede bulunmuşlardır... Aradan 10 sene geçer bu arada Şeyh efendi Hakka yürüyeli 6 sene olmuştur.O sıralarda 17 ağustos depremi olunca devlet depremin getirdiği ekonomik yükü hafifletmek için Paralı Askerlik çıkarmıştır... Bu genç derviş işlerinin yoğunluğu nedeniyle Paralı askerliğe başvurmuş ve 28 gün askerlik yaparak vazifesini ifâ edince; Hacı Kemâl Efendi hz.lerinin tebşirâtı ve Kerâmeti yıllar sonra zuhûr etmiştir...

Sâlim NURSAÇAN hocaefendi'nin eserinden alınmıştır...

ALEVÎ DEDESİ İLE MÜNÂZARA...


***Rivayet edilir ki: Şuan Sungurlu'da Türbesi bulunan bir Alevî Dedesi ile H.Kemâl Efendi hz.leri bir mecliste denk gelmişlerdir.İslâmi bir mevzû üzerine konu açılmış ve karşılıklı münâzara başlamıştır.Mevzû üzerine Alevîliğin zaviyesinden izâhat getiren Alevî Dedesine ise H.Kemâl efendi ehl-i sünnetin görüşlerini beyân etmişlerdir.İlmi olarak çok donanımlı olan bu Alevî dedesi,soru sorular sormakta ,Kemâl Efendi ise ayet ve hadislerden deliller sunarak izâh etmeye gayret etmektedir...(Hacı Kemâl efendi hz.leri daha sonraları bu görüşmeden bahsederken :O zâtın çok donanımlı olduğunu;ayet ve hadislere vukufiyetinden dolayı verdiğim cevâba ayet ve hadisle mukabelede bulunuyordu.Beni çok zorladı...demişlerdir) Saatler geçmiş ve nihâyet mevzûya iknâ olan Alevî Dedesi Hacı Kemâl Efendi hz.lerine hitâben:" Efendi hazretleri! Bu dînin ihyâsı için bizim Dedeleri kesecekler;Sizinde hocaları kesecekler ancak Senin gibi Adamlar kalırsa din ihyâ olur" diye latife yapmışlardır...

ŞEYHLER İMTİHÂN EDİLMEZ!...


***Rivayet edilir ki: 1986 yılında Efendi hz.lerinin genç Dervişlerinden Örgücü Bilal Efendi, çalıştığı Fabrikadaki iş arkadaşlarından hoca geçinen bir kaç kişinin:- bizi Şeyhine bi götürde bakalım! demeleri üzerine kendi evinde yapılacak bir zikir günü o arkadaşlarınıda davet etmiştir.... Zikrullah öncesi gelen hoca!: Cihat lazım,müslümanlar cihat etmek zorunda.Ortalık perişân....gibi söylemlerde bulunur.Sessizce bunları dinleyen H.Kemâl Efendi hz.leri zikrullaha geçer.Zikrin bitiminde bu hoca:" Efendi hz.leri müsâdeniz olursa bir soru soracağım der ve ayağa kalkarak odada kitaplıkta bulunan 23 ciltlik Sâhih-i Buhâri külliyatına yönelirken; Kemâl efendi hiddetlenerek: "Dur! Ben senin soracağın soruyu söyleyim.İki bayram arasında nikâh olmaz hadisini soracaksın!" der ve izâh ettikten sonra;Şeyhler imtihân edilmez! Bilmiyorsan sorarsın,bildiğin mevzuyu niye soruyorsun...diye celâlli bir tavırla kendisine cevap verir.... Ardından hocaya hitâben:" Cihattan bahsediyorsun.Dışardaki herkes Müslümân.Kime cihât yapacaksın? Jandarma gelse iki tane jop vursa sen bırak câmiye gitmeyi korkudan evinde dahi namaz kılmazsın!" deyince Utancından elinde kitapla kalan o hoca! Cemâât içerisinde bozulmuş ve hemen evi terketmiştir...

 Daha sonra H.Kemâl efendi hz.leri Ev sâhibi olan genç dervişi Bilâl Efendiye:"Oğlum bu adamlarla arkadaşlık etme! İyi arkadaş attar dükkânı gibidir yanına varırsan üzerine güzel koku siner; Kötü arkadaş ise demirci dükkânı gibidir yanına varırsan üzerine kötü koku siner..." şeklinde bir hadis-i şerifi meâlen beyân etmiştir.

HİZMET EDEN, LÜTÛF BULUR...


H.Kemâl Efendi hz.lerinin Cünnet'ül Esmâ Tablosu
***Rivayet edilir ki: Kayserili dervişlerin 1987 yılında Efendi hz.lerini kendi hânesinde ziyarete geldikleri bir gün, Kırıkkaledeki dervişlerle beraber bir sohbet meclisi kurulmuş Efendi hz.leri sohbet ve nasihât ederken,Kırıkkaledeki iki derviş ev almak için girdikleri koopartifin inşaatının bitmesi neticesinde noter huzurunda çekilişin yapılacağı saat geldiğinden Efendi hz.lerinden müsâde istemişler ve Efendi Baba :" Haydi gidin oğlum.Allah işinizi rast getirsin" diye mukâbele etmişlerdir. Çekilisin olduğu yere giden bu iki dervişten birisine önü açık ve yüksek kattan bir dâire çıkmış,diğerine ise alt katlardan ve önü kapalı olan bir dâire çıkmış.Çekilişten sonra tekrar efendi hz.lerinin evine gidip içeri girince Efendi hz.leri:" Gelin bakalım yavrum.Sana falanca kattan şu daire çıktı.Sana da arkadaki apartmandan alt kat çıktı" değilmi deyince dervişler tebessüm edip aynen öyle olduğunu söylemişler.Bunun üzerine Efendi hz.leri:" Oğlum! .....Efendi dervişleri evine daha çok davet edip yedirdi içirdi Allah da ona en güzel yeri nasib etti.Sen yedirseydin sana da çıkardı" diye latîfe yapıp, ızhâr-ı kerâmet eylemişlerdir.

KOVANI HAZIR EDENİN ARISI BAĞDAD'DAN GELİR...


***Rivâyet edilir ki: Efendi hz.leri 90'lı yılların başlarında Kütahya'ya yaptığı bir seyâhatte Bendegânından birisinin otomobili ile bilmedikleri bir köyden geçerken köprü üzerinde yaşlı bir kadının aracı durdurmuşlar ve ön tarafta oturan H.Kemâl Efendi hz.lerine selâm verip :"Hacı Kemâl Efendi sizmisiniz?" diye sorup devamında çocuklarının ismini tek tek sayıp doğrulatmışlar ve Efendi hz.lerinin kendisine bizi nerden tanıdın diye sorması üzerine ; " Efendim! Ben hayli zamandır bir Mürşide bağlanıp ders alma arzusunda idim.Dün gece Rüyamda Peygamber efendimizi gördüm.Bana aradığın kişi şu saatte şu mevkiiden geçecek dedi ve isminizi ve çocuklarınızın ismini de söyledi...Beni evlatlığa kabul edin" demişlerdir...Bunun üzerine o hanıma bir ders tarif eden Hacı Kemâl Efendi kendisini dervişliğe kabul edip o beldeden ayrılmışlardır...

Sen iyi kovan olmaya bak 
Arı'n Bağdat'dan gelir!

BEŞİKTÂŞLI YAHYÂ EFENDİ TÜRBESİNDE BİR ZUHÛRÂT...

Beşiktaşlı Yahyâ Efendi Türbesi-İstanbul

***Rivâyet edilir ki: İstanbul'da da bir hayli mürîdi bulunan H.Kemal Efendi hz.leri arasıra İstanbulda ki dervişânına ziyârette bulunurlardı.Yine bu ziyaretlerin birisinde Beşiktaşlı Yahyâ Efendi hz.lerinin türbesinde bir zikir meclisi tertib etmişlerdir.Zikir esnâsında Efendi hz.lerini verdiği esmâ dan başka zikir sesleri duyulunca Efendi hz.leri ihvânı ikâz etmişler fakat seslerin türbede yatan Zevât'dan geldiğini tüm cemâât duymuşlardır.Kabirde yatan zevâtın; Hay Allah Allah-Hû Mevlâm Hû Hû! diye zikre iştirâki ihvânın şevk ve yakînini ziyâdeleştirmiş ve Seyyid Nizâmoğlu hz.lerinin ilâhisi olup dergâhımızda Durâk ilâhisi olarak cumhûr ile okunan şu dizelerin ayne'l yakîn müşâhede edilmesine vesîle olmuştur.

Biz dervişiz hiç ölmeyiz 
Kara yerlerde yatmayız 
Çürüyüp toprak olmayız 
Bize leyl-ü nehâr olmaz!

ÖNCE REŞÂD,SONRA İRŞÂD!...


***Rivâyet edilir ki: Hacı Kemâl Efendi hz.leri bir gün Nakibi olan Sadık Efendi ve ihvânından bir kaç kişiye haber edip; Zonguldak şehrine gidileceğini söylemiştir.Efendi hz.lerini evinden alan ihvân topluca otobüse binerek Zonguldağa inmişler ve efendi hz.lerinin bir adım gerisinden yürüyerek çarşıya doğru ilerlerken Sâdık Efendi Şeyhine nereye gittiklerini sormuşlar ve Hacı Kemâl Efendi hz.leri:"Oğlum! Bende bilmiyorum nereye gideceğimi,bana işaret edildi Zongulda git diye bizde geldik..." demişlerdir.Çarşı içerisinden topluca yürürken,dükkân sahiblerinden bir genç yoldan geçen Efendi hz.lerinin yanına gelip elini öpmüşler ve dükkânda çay ikrâm etmek istediklerini söylemişlerdir.Topluca dükkâna geçilmiş ve sohbet edilmeye başlanmıştır.O sırada dükkânın duvarındaki Tekke Sini'si Efendi hz.lerinin dikkâtini celbetmiştir.Oğlum bu Tekke sinisidir,Tarikât ile münasebetiniz nedir diye sorulunca; Dükkân sâhibi kendilerinin orada bir Dergahı olduğu ve Melek Baba isimli bir zâta müntesib olduklarını söylemişler ve müsâitlik durumu varsa akşamleyin Dergahta bir meclis tertib edilebileceğini hatta uzak vilayette olan Şeyhlerinide getirtebileceklerini arz edince Efendi hz.leri kabul edib Topluca Dergâha geçmislerdir. Maddi durumları iyi olan o cemaât Şeyhlerini Uçakla kısa sürede getirtmişler ve akşam Hacı Kemâl Efendinin açtığı zikir meydânı ile çok güzel bir meclis olmuş,Efendi hz.leri bürhân icrâsıda yapmışlardır.Zikrullah'dan sonra Misâfirlere yer hazırlanmış ve Hacı Kemâl Efendi hz.leri ve Melek Baba isimli Şeyh'e aynı oda tahsis edilmiştir... Âmâ olan Melek Baba isimli zât uykuya dalmışlar,Efendi hz.leri teheccüd vaktinde hâlâ uyuyan bu zât'a murâkabe yapmışlar; Çok temiz bir mü'min olduğunu fakat Velâyet sâhibi olmayıp kendisinin Mürşid-i Kâmil olmadığını müşahede etmişlerdir.O sırada sabah ezanı okunmaya başlamış fakat hâlâ uyku hâlinde olan Şeyh efendiyi Kemâl efendi hz.leri uyandırmışlar ve şöyle demişlerdir:" Efendi! Ben buraya vazifeli olarak geldim.Sizde bir hâl göremedim.Bu işlerin vebâli vardır.Bunun hesâbını yarın mahşer günü veremezsin" bunun üzerine Melek Baba isimli zât:"Efendim benim çoluk çocuğum ve bakanım yok.Bunlar beni seviyorlar getirip götürüyorlar bende bunlara Şeyhlik yapıyorum" deyince Hacı Kemâl Efendi hz.leri:"Yine bakarlar sana.Yarın biz gittikten sonra bunların hepsini toparla ve Kendinin Mürşid-i Kâmil olmadığını söyle.Bu vebâli üzerinden at" demişlerdir.Öyle yapacağını söyleyen Melek Baba ve ihvânı ile helalleşip tekrar Kırıkkale'ye dönmüşlerdir.

 Yolda Hacı Kemâl Efendi hz.leri Nakîbi Sâdık Efendiye:"Oğlum demekki bizi bunun için gönderdiler.Adam temiz bir insân fakat kendisinde bir hâl yok" buyurmuşlardır.

Kendisi himmete muhtâç bir dede,
Kaldıkı gayriye himmet ede!

DÜNYÂ MALI İÇİN İSTİMDÂD EYLEME!...


***Rivâyet edilir ki: Hacı Kemâl Efendi hz.lerinin iş arkadaşlarından ve Tosyalı dervişlerinden birisi emekli olduktan sonra memleketi Tosya'ya yerleşmişler ve orada Şeyhi olan Kemâl Efendi'nin güzel ahlâk ve seciyelerden bahsetdikçe; O yörede Kemâl Efendi hz.lerini görüp sohbetinde bulunmak isteyenlerin sayısı artmış ve en nihayetinde Tosya'da Efendi hz.lerine müntesîb bir ihvân topluluğu oluşmuştur...Tosyalılar Hacı Kemâl Efendi hz.lerini ziyâret için sık sık Kırıkkale'ye gelirler ve Efendi Baba hz.leride belirli aralıklarda iâde-i ziyârette bulunurlardı.İlerleyen yıllarda Efendi hz.lerinin himmeti ile Zeyniyye Tarîkatı Şeyhlerinden Nasuhizâde ismi ile mâruf zâtın türbesine bir dergâh inşâ edilmiş ve ihvân burada cem olmaya başlamışlardır. Her yaz Kiraz mevsimi gelince Tosyalı Dervişler, Efendi Baba hz.lerini davet ederlerdi...Davete icâbet eden Hacı Kemâl Efendi hz.leri,aile efrâdı ve ihvânından bir gurub ile Tosya giderler,orada 3-4 gün misâfir olurlardı... Hacı Kemâl Efendi hz.leri yine bir kiraz mevsiminde Tosya'daki bir Dervişini arayıp Hafta sonu oraya gideceğini,bağ bahçe işlerini o vakitten önce halletmesini söylemişlerdir. Kiraz satarak geçimini sağlayan o derviş, Hafta sonu Efendi hz.leri geleceği için, önünde olan 2 gün içerisinde olgunlaşmış olan kirazların hepsini daldan toplayacak ve satacaktır.Hemen acele ile çoluk çocuk Kirazlar daldan indirilir ve kasalara konur;tabi onlarca ağacın toplanması 2 günü bulur.Kasaları kamyonete yükleyip Kiraz Pazarına götürmek üzere yola çıkınca saatine bakar,Efendi Baba'nın gelmesine çok az bir vakit vardır.O sırada "Yetiş Yâ Abdülkâdir" diye istimdâd eyleyince birden önüne çıkan motorsikletli birisine çarpar...Motordan düşen adamı güçlükle yerinden kaldırır kaldırmasınada birde bu çıktı diye hayıflanır.Efendi geldi gelecek ve onu karşılaması lazımdır...Motorsikletten düşen adam kendisinin iyi olduğunu,ufak tefek sıyrık dışında bir şey olmadığını söyler...Derviş efendi; Kusura bakmamasını acele kirazı toptancıya satacağından bahsedince; Motorsikletten düşen kişi kendisinin Meyve Toptancısı olduğunu ve kirazları kendisine satmasını söyler.Ayak üstü bir pazarlıktan sonra fiyatta anlaşılır ve Kirazlar Depoya bırakılır... Hemen hızlıca Dergaha gelen Derviş,Hacı Kemâl Efendinin geldiğini ve içerde ihvân ile sohbet ettiğini öğrenir.... Dergâh kapısından sağ ayakla içeri girip Hûûû! diye selâm verir fakat Efendi baba selâmını almaz.Tekrar Hûûû! diye selâm verir, Efendi selâm almadığı gibi kaşları çatık vaziyette önüne bakmaktadır.Derviş Efendi içinden " Ben sözümde duramadım Efendimi karşılayamadım ondan bana kızdı herhalde" diye kapı eşiğine çöküp ağlamaya başlar...O sırada başını kaldıran Hacı Kemâl Efendi Dervişe dönüp:" Oğlum! Üç kuruşluk dünyâ malı için Koskoca Pîr'i rahatsız etmeye utanmıyormusun...Yoruluyorlar evlâdım! Dünya işleri için onlardan yardım istemeyin" deyince Derviş, Efendi Baba hz.lerinin eline kapanır ve Şeyhinin tebessüm etmesi ile kederi sevince dönüşür...

SEYYİD BURHÂNEDDİN TÜRBESİNDE SEHER ZİKRİ...

Seyyid Burhâneddin Muhakkîk el-Tirmizî Türbesi-Kayseri

***Rivâyet edilir ki:Hacı Kemâl Efendi hz.lerinin Kayseride müntesibleri olduğundan bu vilayete belirli aralıklarla ziyaretlerde bulunurlardı. Gittiği şehirlerin mânevi büyüklerinin kabirlerinide ziyâret eden efendi hazretleri Hz.Mevlâna'nın Şeyhi olan Seyyid Burhaneddin Tirmizî hz.lerinin türbesinide ziyarette bulunur,o vakitler bakımsızlıktan harabeye dönmüş ve sarhoşların mesken tuttuğu türbe ve çevresinin Temiz tutulması ve bakım onarım işlerini yapmak için Kayseri'li Dervişlerinden Receb Efendiyi görevlendirmişlerdir.Receb Efendi aldığı bu emri cân-u başla kabul edip Türbeyi şimdiki durumuna getirmiştir.Daha sonraları Belediye bu işe el atmış ve gerekli çevre düzenlemelerini yapmıştır. Efendi Baba hz.leri Kayseri'de olduğu vakitlerde Seher vaktinde yapılan "Seher Zikri" olarak bilinen,Medd ile okunan ve kendine has bir makamı olan Usûlü orada icrâ etmeyi âdet hâline getirmişlerdir... Yine böyle Türbede yapılan bir zikirde Türbedeki zevâtın zikrullaha iştirâkinin sesi duyulmuş olup; Efendi hz.leri:"Kabirdekiler sizden iyi zikir yapıyor" diye ihvânı ikâz ile zikre teşvik etmişlerdir...

 Hacı Kemâl efendi hz.leri 12 eylül darbesi sonrası yine gittiği bir Kayseri seyâhatinde İhvânına Seher Vaktinde Seyyid Burhaneddin Türbesinde toplanılmasını söylemişler -fakat gece sokağa çıkma yasağı olduğundan hastası olanlar dahi hastaneye gitmek için güvenlik güçlerinden izin almaları gerekiyordu- Şeyh efendinin emrini yerine getirmek için Seyyid Burhaneddin Türbesine gitmeye karar veren Dervişlerden bir gurup arabalarına binerek tedirgin bir vaziyette yola çıkınca yolda askerlerin barikat kurup çevirme yaptıklarını görünce telâşe etmişler ve sorulduğunda ne diyeceklerini bilmedikleri için korkuya kapılmışlardır.Askerlerin olduğu yere gelince Askerin kendilerine selâm durduğunu görünce şaşkın bir vaziyette devâm etmişlerdir...Nihayet Türbeye varılmış ve Seher Zikri icrâ edilmiş,sabah namazından sonra tekrar evlerine dönmüşlerdir...Hacı Kemâl Efendi hz.leri ve ihvânı o sıkıntılı dönemde dahi إِنَّ رَحْمَتَ اللّهِ قَرِيبٌ مِّنَ الْمُحْسِنِينَ "İnne rahmetallahî karîbün minel muhsinîn" Araf-56 Ayet-i kerimesinin mücibince emniyet içerisinde hizmetlerinden dûr olmadan sây etmişler ve Hakkın hıfz-ı himâyesine mazhâr olmuşlardır...

ILGAZLI AHMED EFENDÎ'NİN ÖVGÜSÜNE MAZHÂR OLMASI...


***Rivâyet edilir ki: Hacı Kemâl Efendi hz.leri Çankırı'ya yaptığı bir ziyârette ihvânı ile beraber Ilgazlı Ahmed Efendi isimli büyük Veli'yi dergâhında ziyâret etmişlerdir.Daha önceleri de Şeyhinin emri ile ziyaretlerinde bulunduğu bu zât, Kemâl Efendi ve ihvânının Şeyhler huzurundaki edeb ve ahvâlinden mütevellid H.Kemâl Efendi hz.lerine :"Kemâl Efendi! Benim Şeyhim yaşlı olduğu için,Tekke âdâb ve kâidelerini kendisinden tâlim edemedik.Yaşım genç olsaydı size Derviş olurdum" diyerek Hacı Kemâl Efendi hz.lerini taltif ve takdir ederek sohbet eylemişlerdir.

 Kadîm zamânın Meşâyıhı işte böyle güzel ahvâle sahibler idi.Onların usulleri-erkanları-Tarikatleri farklı olsada tuttukları yol bir idi.Birbirlerini dâima cân-u gönülden severler ve hizmetlerini tâkdir ederler idi.

İRŞÂD FAALİYETLERİ...


***Rivâyet edilir ki: Hacı Kemâl Efendi hz.leri Müstakil olarak İrşad hizmetine başladığı 1970 tarihinden itibâren müntesib ve muhiblerinin sayısı artmaya başlamış; Bunun neticesinde bir çok vilayet ve kazalarda kendisine bağlı bulunan dervişânını ziyaret etmek için sık sık seyâhate çıkmışlardır.

Hacı Kemâl Efendi hz.leri; Velâyet'in Vehbî ve Kesbî olarak olarak iki çeşidinin olduğunu;Bir kimsenin çalışarak Azm-ü gayretle Şeyhlik makâmına gelebileceğini fakad bu kimselerin mânen yardım görmeyeceklerini söylemişler.Livechillâh kul olmaya gayret edib te Bu makam ve vazifeye Vehbî olarak getirilen Şeyh efendilerin makâm tarafından dâima desteklenip yardıma mazhâr olduklarını..sık sık dile getirmişlerdir. Bu konu ile ilgili olarak bir Hadis-i Şerif'de Peygamber Efendimiz aleyhisselâtü vesselâm hazretleri: "Ey Abdurrahmân! Emirlik(Baş olma) isteme.Eğer senin talebin üzerine sana emirlik veririrse,istediğin şeyin sorumluluğu sana yüklenir.Eğer sen talibi olmadan sana Emirlik verilirse,O işte yardım görürsün" Buhâri 

Hacı Kemâl Efendi hz.leri bu makâma isteyerek gelmediğini, bunun içinde yardıma mazhâr olduğunu tahdis-i nimet olarak zikretmişlerdir. Efendi hz.lerine yalnız seyâhate mahsûs olarak yola çıkıpta evine dönene dek 4-5 gün boyunca gittiği misâfirliklerde kendisine ne uyku gelir ne de abdest tazelemeye ihtiyâç duymazdı. Gece geç vakitlere kadar süren sohbet ve zikrullâh sonrası ihvâna bitkinlik gelir ve uyku gelebe çalar fakad Şeyh efendide en ufak bir uyku hâli gözükmezdi.Kendisine bu hâlin sebebi sorulduğunda:"Hâzâ min Fadlî Rabbî" kâbilinden Her Velî'ye diğerlerinde olmayan bir hususi haslet verilir bizede Mevlâm bunu nasib eyledi...demişlerdir.Misafir olduğu yerde kendisine refâkat eden ihvânı ile aynı yerde kalır, onların rahat etmesi için vakit geç olunca onların istirahat etmesi için yatmalarını söylerdi.Efendi hz.lerinin bulunduğu odada yatmaya çekinen ihvâna; rahat olmaları konusunda sözler söyleyip kendisininde Şeyhinden böyle gördüğünü söyleyemişlerdir.

Hacı Kemâl Efendi hz.leri Hazer'de ve Sefer'de edebe riâyet ederler ve ihvânına dâima örnek olurlar idi.Kendisi dâima dizlerini kırıp oturur ve Meşâyıh olan zevât'ın edeben, ayağını uzatıp yatmaktan sakındıklarını söylerlerdi.

KRAL FAYSAL'IN SARAYINDA...

Kral Faysal bin Abdülaziz el -Suûd v.1975
Hacı Kemâl Efendi ve ihvânı Ramazân-ı Şerifi Medine-i Münevvere'de geçirdikten sonra Hac menâsikini yerine getirmek için Mekke-i Mükerreme'ye gitmişlerdir. Kemâl Efendi hz.leri Mekke-i Mükerreme'de ve Kâbe-i Muazzama'da bâzı husûsi tebşirât ve müşâhede ile müşerref olmuşlardır ki biz burada teferruâtını zikretmeyi uygun görmedik... Kabe-i Muazzama'da bulunduğu sırada Altınoluğun altında bir zikir meclisi kurmuşlar bir çok hüccâcında katılımıyla izdihâm derecesinde bir kalabalık olunca Suudi Yönetiminin Güvenlik görevlileri tarafından zikrin hitâmında ifâdeleri alınmak üzere karakola götürülmüşlerdir.Gerekli ifadeleri verdikten sonra serbest bırakılmışlar fakat kısa bir süre sonra Kral Faysal bin Abdülaziz el -Suûd (Allah ona Rahmet eylesin ki,Suûdi krallarının içinde hamiyet-i İslâmiyeyi savunan tek kişidir) tarafından Saraya davet edilmişlerdir. Efendi hz.leri ve bir çok ulemânında hazır olduğu görüşmede Kâbe'de yaptırmış olduğu zikri orada da yaptırmıştır.Zikir esnâsında Sarayın duvarında asılı duran Kılıca gözü ilişen Kemâl Efendi hemen bir hamle ile Kılıcı duvardan alıp Kral Faysal'ın bizzât kendisine Kılıç burhânı yapmışlardır.Kral'ın korumaları büyük telaşeye kapılmışlar,o sırada panikle geri çekilenlerden bazılarının arkalarında duran vitrine çarpmalari neticesiyle sarayın büyük bir cam çerçevesinide kırmışlardır.Zikir meclisi bitiminde Rehberler vasıtası ile uzunca bir sohbet edilmiş ve Kral Faysal'ın kendisinin Tasavvûf ve bu görülen hallere aslında karşı olmadığı; fakat nâkıs kimselerin bu işi mecrâsından kaydırıp dine zarar verdikleri; dertlerinin bu işin ehli olmayanlarla olduğu...bağlamında ilmi olarak müzâkerelerde bulunulmuştur... Daha sonra misâfirlere Mükellef bir Sofra hazırlatılmış ve beraberce yenilen yemekten Sonra Hacı Kemâl efendi ve ihvânı Kral'ın adamları tarafından tekrar kaldıkları otele götürülmüşlerdir... İlerleyen zamanlarda tüm Hac menâsikini ifâ eden Kemâl Efendi hz.leri ve İhvânı tekrar karayolu ile Kırıkkale'ye dönmüşlerdir.Toplamda 6 ay süren bu meşakkatli seyâhatin neticesinde Vücud olarak Çok Zayıflayan Hacı Kemâl Efendi hz.lerini otobüsten inince Aile efradı ve dervişânı koluna girerek güçlükle evine götürebilmişlerdir...

MEDİNE'DE YAŞANANLAR...


 Nihayet Medine-i Münevvere ye ulaşmışlar ve orada bir otele yerleşmişlerdir.Kemâl Efendi hz.leri Ravza-i mutahharada Mescid-i Nebevi de dâima ibadet,ezkâr ve tefekkürle vakit geçirirler.Diğer vakitlerde de Medine'de bulunan diğer Sahabi ve Mescidleri ziyaret etmişlerdir....

Fâtımâ Vâlidemizin Kabr-i Şerifî
Hz.Fâtımâ vâlidemizin kabr-i Şerifini ziyaret etmişler ve orada Hz.Hüseyin Efendimizin mübârek başının Annesinin başucunda olduğunu Keşf ile bizzât müşâhede ettiğini Tasavvuf ve Marifetullah adlı eserde zikretmişlerdir. Yine Hz.Fatımâ vâlidemizin Kabrine yakın bir mevkide zikir meydânı açtıklarında Zikir meclisine mânen Hz.Fatımâ validemizin geldiği Kemâl Efendi ve İhvânı tarafından müşâhede edilmiş ve o mecliste Kemâl efendi haricinde bir çok ihvân baygınlık geçirerek yere düşmüşlerdir.Göz yaşları sel olmuş ve yaşanan bu mübârek anı hiç bir zaman unutulmamıştır. Hacı Kemâl efendi hz.leri Hz.Fatımâ validemizin nesl-i pâkinden olup büyük dedeleri Şeyh-i Âli Muhammed Zehrâvî hz.leride Medinelidir.Ehl-i Beyt'e ziyâdesi ile Muhabbeti olan Kemâl Efendi hz.lerinin Bu tecelliye mazhâr olması, yanında bulunân ihvânı içinde çok büyük bir atiyye olarak kalacaktır...